Fatih Terim’in “Futbolumuz ve Geleceği” konulu sunumu

Türkiye Futbol Federasyonu ile Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği işbirliğinde Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen  23. Uluslararası Antrenör Gelişim Semineri’nin ikinci gününde Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim “Futbolumuz ve Geleceği” konulu bir sunum yaptı.

Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim’in Sunumu için tıklayınız… (PDF)

Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim’in yaptığı konuşmanın tam metni ise şöyle;

Saygıdeğer Hanımefendiler ve Beyefendiler

Basınımızın Değerli Mensupları hepinizi saygı ile selamlıyorum.

Sevgili Basın Mensuplarının işini kolaylaştırmak için sözlerime başlığı vererek başlamak istiyorum. Ülke futbolu İyiye Gitmiyor, Futbolun İçindeki Aktörler Olarak Hepimiz Kendimize Gelelim…

Bugün beni, sadece milli takım teknik direktörü olarak değil, sadece Türkiye Futbol Direktörü olarak da değil, hayatını futbola vermiş, 50 yılını futbolun içerisinde geçirmiş bir futbol adamı, bir spor adamı, hayatını oyuncu ve teknik direktör olarak ülkeye ve ülkenin sporuna adamış bir ülke insanı olarak dinleyin lütfen… Söyleyeceklerime, ülkesi için ülkesinin kaynakları ve evlatları için yüreği yanan birinin haykırışı olarak kulak verin lütfen….

Bu konuşmanın kişilerle, kulüplerle, kurumlarla hiçbir ilişkisi yoktur lütfen ilişkilendirme çabasına da girmeyin. Bu konuşma kimseye karşı değil, sadece ve sadece futboldan yana yapılmış bir konuşmadır ve lütfen böyle dinleyin, öyle yorumlayın…

Öncelikle sizlere kendim ile ilgili süreci bir hatırlatmak istiyorum;
TFF ve Milli Takımlarla ilgili ilk görüşmem ve anlaşmam, kulübümün izni ve onayı ile 4 karşılaşmaya teknik adam olarak çıkmam ve ülke futbolunun geleceği için bilgi ve birikimimle danışmanlık yapmam üzerineydi.

TFF Başkanının Milli Takımlarla ilgili uzun süreli teklifini kabul etmeme gerekçem ise Galatasaray ile ilgili uzun süreli bir atılım projemin olmasıydı bunu da net bir şekilde ifade etmiştim. Ancak yaşanan süreci hepiniz biliyorsunuz, biliyorsunuz, biliyorsunuz da bazen istediğiniz gibi yazıp, doğruların üstüne perde de çekiyorsunuz… Burada her şeyi açık açık konuşacaksak bunları da ifade etmek zorundayım. Neyse, ben takımımla birlikte antrenmanda iken yine bildiğiniz gibi görevime son verildi. Üstelik kovsalar da gitmeyeceğim dediğim bir basın toplantısından birkaç gün sonra.

Bunun üzerine TFF yönetimi teveccüh göstererek teknik adamlık görevi ile birlikte Türk futbolunun geleceği ile ilgili projeler geliştirip uygulamam için bana Türkiye Futbol Direktörlüğü görevini teklif etti.

Yani ben bu görevi 2 maç kazanmak veya kaybetmek için veya bir turnuvaya gidip gitmemek için değil, kötüye giden ülke futbolunu tekrar yukarıya doğru gitmesini temine katkı sağlayabilmek için kabul ettim. Aksi durumda Milli Takım Teknik adamlığı görevini kabul etmezdim bunu net bir şekilde ifade ediyorum.

Ve hatırlarsanız, bundan yaklaşık 365 gün önce yapılan imza töreninde önemli bir söylemim oldu “Bu defa engel olanları ve engelleri açıklayacağım” diye… İşte tam 1 yıl sonra tüm araştırma ve değerlendirmeleri yapmış birçok projeyi hazırlamış, bir kısmını hayata geçirmek için harekete geçmiş biri olarak karşınızdayım.

Şuan görevde olan biri olarak ve hayatında çalıştığı kulüp ve kurumlardan göreve geldiğinden bir eksik gitmiş ve gönderilmiş bir spor adamı olarak, gitmekten veya gönderilmekten çekinmeyen ve doğruyu söylemekten vazgeçmeyen biri olarak karşınızdayım.

Ve bu sefer maalesef; bir kısmını bilip görmezden geldiğimiz, bir kısmını yaşayıp yok saydığımız, bir kısmını ise göremediğimiz şeyleri söylemek için yani KRAL ÇIPLAK demek için karşınızdayım.

Spor kelimesini, basit bir oyun, kolay bir uygulama ve sıradan bir şey gibi kullanıyoruz günlük hayatta, ancak durum hiçte öyle değil.

Spor, artık sadece spor değil, sadece bir oyun da değil.

Günümüzde Spor, gelişmiş ülkelerin birbirine üstünlük sağlamaya çalıştığı bir mücadele alanı.

Günümüzde Spor, bacasız bir sanayi, ciddi paraların dolaştığı, reklam ve bilinirlik için yatırım yapılan önemli bir sektör.

Günümüzde Spor, sağlıklı yaşam ve yüksek yaşam kalitesi için kullanılan bir enstrüman.

Günümüzde Spor, ülkelerin sağlık harcamalarını azaltmasına sebep olan bir uygulama.

Günümüzde Spor, modern cağda eğitimin kalitesinin artırılmasında ve bilginin davranışa taşınmasında kullanılan etkin bir yöntem.

Günümüzde Spor, özellikle çocuklarımız için kuvvetli bir sosyalleşme vesilesi.

Günümüzde Spor, insanlar arası ilişkilerin gücünü ve yaygınlığını artıran bir uygulama.

Günümüzde Spor bu kadar önemli, bu kadar büyük bir GÜÇ.

Pekiyi ülkemiz spor konusunda nasıl? Sizler işiniz gereği bunu çok iyi biliyorsunuz! İsterseniz bir de benden dinleyin.
Gelişmiş ülkeler spora milli savunmaları için yaptıkları kadar yatırım yaparken, sporcularına orduları kadar önem verirken, en son teknolojiden yararlanarak büyük bilimsel çalışmalarla sporu ve sporcuyu desteklerken biz sadece 3 milyon spor yapan içinden şampiyonlar, elit sporcular çıkarmaya gayret ediyoruz. Bu 3 milyon sayısının da korkarım ki bizim lisanslı futbolcu sayısında ölmüş futbolcuları yaşıyor gibi sayarak ulaştığımız sayı gibi bir sayı olma ihtimali de yüksek. Benzer nüfus sayısına sahip olduğumuz Almanya, 28 milyon spor yapan arasından yarışmacı sporcularını çıkarırken, biz onların neredeyse onda biri bir hacimden şampiyonlar çıkarmaya gayret ediyoruz. Yani şapkadan tavşan çıkarmaya uğraşıyoruz. Ülke olarak, uzun süreli projeler yapıp hayata geçirmekte çok başarılı olamadığımız için her zamanki gibi kısa süreli çözümler oluşturmaya çalışıyoruz. Hatta bu yüzden devşirmelere yöneliyoruz…

Gelelim futbola; öncelikle sizlere, benim gördüğüm ülke futbolu, benim yaşadığım ülke futbolu hakkında bilgiler vermek istiyorum. Bazı çarpıcı rakamları ve karşılaştırmaları sizinle paylaşacağım, paylaşacağım ki önce ayaklarımız bir yere bassın, nerede ve ne halde olduğumuzu bir görelim.

Unutmayalım ki; durumumuzu tespit etmeden, teşhisleri doğru koymadan tedavileri doğru yapamayız. 

Global anlamda futbola bakarsak;

Dünya üzerinde 265 milyon insanın kayıtlı olarak futbol oynadığını görürüz. 5 milyon da hakem ve ofis çalışanı görev yapıyor toplam 270 milyon insan. Bu sayı dünya nüfusunun % 4-5 i kadardır. Ülkemizde ise 273.000 lisanslı futbolcu var ve maalesef bu sayı da şaibeli. Bu sayının doğru olduğunu kabul ettiğimizde bile ülkemizdeki oran ne yazık ki %0,33 te kalıyor. 273,000 kişinin nüfusumuza oranı bizi UEFA’daki 54 ülke içinde kırk sekizinciliğe getiriyor. Bu durumu futbol ekonomisinde Avrupa’da yedinci olan dünyanın en büyük 17. ekonomisi olan Türkiye için izah etmemiz mümkün değil. Tabi ki izah edemeyeceğimiz bir durumda, 3500 civarındaki kadın futbolcu sayısıdır. Bütün dünyada hızla gelişen kadın futboluna Türkiye seyirci kalamaz. Üstelik voleybol ve basketbol gibi takım sporlarında kadınlarımızın başarısı ortada iken. Hedef lisanslı futbolcu sayısının en az %15inin kadın sporcu olması olmalıdır.

Bir önemli sorunumuz da futbolun yaygınlaştırılması ve yarışmacı sporcu ile bu sporcuların oynadığı kulüp ve takım sayısı konusundaki kısıtlılıklarımızdır.

Almanya 7 milyona yakın lisanslı oyuncu havuzuna sahipken, biz, sayı konusundaki şüphelerim olmakla birlikte yaklaşık 270 bin profesyonel ve amatör futbolcuya sahibiz. Bu havuzdan U14, U15, U16, U17, U18, U19, U20, U21,A2 ve A takım sporcularımızı bulmak ve seçmek zorundayız. Diğer rakiplerimizle de aramızda uçurum olduğunu net olarak görebiliyorsunuz. Buradaki mağlubiyetimiz sahadaki başarısızlıklarımızdan çok daha önemli, sahada bir maç kaybediyorsunuz burada ise maalesef geleceğimizi kaybediyoruz.

Daha ilginç bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Avrupa’nın genelinde, ülkelerdeki yaşlara göre takım ve futbolcu durumuna baktığımızda tabanı geniş bir piramit görürsünüz. Beklenen, ülkemizde de benzer bir yapılanmanın olmasıdır.  Bizde bir piramit var ama başı sonu karışmış, her şeyimiz ters olduğu gibi piramidimiz de ters hale gelmiş. A takımlarda oynayan futbolcu sayısı U 13 takımlarında oynayan futbolcu sayısının 3 katı kadar. Futbolumuzun geleceğini varın siz düşünün, ben düşündükçe uykularım kaçıyor çünkü… 

Ülkemizde futbol ekonomimizin büyüklüğü ile öğünüldüğünü biliyorsunuz. Biz ekonomimizle öğüne duralım, ekonomisi bizden büyük ülkeler bu ekonomiyi daha az profesyonel kulübün elit futbolcu yetiştirmesi için ve uluslararası yarışmalardaki başarıları için kullanıyor. Avrupa’nın en büyük 7. futbol ekonomisine sahibiz. Pekiyi bu tek başına ne ifade ediyor. Cevap koca bir hiç, yalnız başına hiçbir şey ifade etmiyor. İfade edebilmesi için yanını bezeyebiliyor olmamız gerekiyor. Bezeyebiliyor muyuz? Buna da ben cevap vereyim maalesef hayır. Biz ne yapıyoruz 127 profesyonel kulüple uluslararası rekor sahibi oluyor, öğündüğümüz 7. büyük ekonomimizle bu kadar çok kulübü besleyip futbolumuzu kalkındırmaya çalışıyoruz. Nafile çabalar içindeyiz…

Kulüplerimizin durumu nedir diye göreve geldiğim andan itibaren bir çalışma başlattım. Manzara kelimelerle tarif edilemeyecek kadar vahim. Eğer kulüplerimiz birer ticari şirket olsa idi birkaç kulüp dışındakilerin tamamı İFLAS ettiklerini açıklamak zorunda kalırlardı herhalde. Birçok kulübümüzde kaynağı olmayan paralar harcanıyor, ülke kaynakları, kulübün kaynakları başarı kaygısı ile yok ediliyor, üstelik geleceğe yönelik gelirler bile kullanılıyor ve hiçbir şekilde yanlış harcamaların hesabı da sorulmuyor. Böyle bir düzen olur mu? Böyle bir kulüp yapısı olur mu? Siz müsaade ederseniz oluyor işte…

Kulüplerimizin durumu hepinizin malumu, ama ben yine de kısa bir hatırlatma yapayım.

2014-15 sezonunda UEFA Kulüp Lisansı almaya hak kazanan kulüplerimizin sayısında ciddi düşme mevcut. PTT 1.Ligde mücadele eden hiçbir kulübümüzün UEFA Kulüp Lisansı bulunmamakta. İlginç olan hiçbirinin başvurusu da yok. Bu ligdeki 18 kulüpten sadece yarısının, yani 9 kulübün ulusal kulüp lisansı mevcut. Bırakın PTT 1. ligdeki kulüpleri Süper Lig’de ulusal kulüp kriterlerine uymayan kulüplerimiz bulunmakta.

FIFA’daki uyuşmazlık dosyalarımızın sayısı 600’ü aşmış. Bu konuda Makedonya ve Bulgaristan ile rekora koşuyoruz. Bu sene FIFA 3 kulübümüze bu dosyalar nedeniyle puan tenzili cezası vermiş durumda. 2 kulübümüz oyuncu sözleşmesine aykırı davranıştan transfer yasağı cezası almış vaziyette. Yargı kararları geldikçe durumun daha da kötüleşeceği ortada.

2. ve 3. Ligde kahvehanede kurulmuş ve halen oradan yönetilen kulüpler mevcut. Bu kulüplerden bazılarının faksı olmadığı için ve hatta e-posta adresi kullanmadıkları için kulübe resmi olarak ulaşmak mümkün olmamakta. Soyunma odası olmadığı için kahvehanede soyunup giyinen, hamamda duş alan profesyonel kulüpten de şöyle bir üstün körü bahsetmiş olayım.

Gelelim saha performanslarımıza;

Dünya üzerinde sıralamada en üst sıralarda bulunan ülkelerin milli takımlarını incelediğimizde, çok sayıda oyuncularının dünyanın en iyi 5 ligi olarak kabul edilen liglerde oynadığını görüyoruz. Biz, bu ülkelerin milli takımları ile uluslararası platformda yarışmaya çalışırken, bizim milli takımımızda bu liglerde oynayan ve ülkemizin kulüplerinde yetişen oyuncu sayısı sadece bir. İkincisini üçüncüsünü ihraç etmeye çalışacağımıza biz ne yapıyoruz, O’nu da ülkeye döndürmek için yapmadığımızı bırakmıyoruz, ve maalesef eminim bırakmamaya da devam edeceğiz.

Futbolun sahada oynanan mücadele kısmında, en önemli göstergelerden biri hiç kuşku yok ki; karşılaşma içinde kat edilen koşu mesafeleri ile yüksek süratte yapılmış koşu sayısı ve bunların toplam mesafeleridir. Bunlara baktığımızda da rakiplerimizin oldukça gerisinde olduğumuzu görmekteyiz. Kaliteli rakipleri yenmek için onlardan daha fazla mesafe kat etmek ve yüksek süratteki koşu sayımız ile toplam mesafemizi onlarınkinin üzerine çıkarmamız gerekir. Bunun temini ise milli takıma gelen oyuncularımızın kulüplerindeki yaptığı fiziksel antrenman planlaması ve form durumlarıyla direkt ilintilidir.

Tabi bir önemli husus da oyuncunun sahip olduğu performans alt yapısının ne kadarını sahaya yansıttığı gerçeğidir.

Koşu mesafelerimiz az olunca aklımıza gelen ilk şey topun oyunda kaldığı süre az olabilir ve bu düşük koşu mesafelerine sebep oluyor olabilir diye düşündük.

Ancak… Aldığımız verilere baktığımızda bu fiziksel eksikliğimizi topun oyunda kaldığı süre ile açıklamak maalesef mümkün değil.

Gelelim gençlerimize; Yarıştığımız tüm ülke kulüplerinde futbola başlama yaşı beştir. Bu eğitim bilimleri açısından da, sosyal gelişim açısından da, sportif başarısı açısından da en uygun yaş olarak tayin edilmiştir. Elit bir futbolcunun yetişmesi için çocuğun 10.000 saat futbol oynaması gerekmektedir. Bu sürenin içinde, okulda yaptığı beden eğitimi dersleri, sokakta ve kulüp dışı oyun formatındaki futbol uygulamaları ve kulüpte yaptığı antrenmanlar bulunmaktadır. Elit futbolcu yetiştirmek için, zaman ve çocuğun en çok öğrenme becerisi olan yaşları çok önemlidir ve çok verimli değerlendirilmelidir. Bizde durum nedir diye baktığımızda; kulüplerimizde futbola başlama yaşı genel olarak 10 dur. Yani rakiplerimize göre dar havuzdan seçimi yapıyorken üstüne bir de 5 yıl kayıpla yarışmaya başlıyoruz. Yazık…

Arayı kapatmaya çalıştığımız eksiğimiz sadece 5 yıl boyunca kaybettiğimiz antrenman saatleri değil. Çocuklarımız maalesef okulda da çok az spor yapabilme imkânı buluyor. Hatta ne acıdır ki, bu saatler sıklıkla spor yapmak için bile kullanılmıyor. Beden eğitimi derslerimizin sayısı içler acısı. Zorunlu eğitimi bitirene kadar bir sporcunun Avrupa’daki akranlarından beş yıl antrenman eksiği ve her okuduğu yıl içinde ortalama 80 saat de beden eğitimi dersi eksiği oluşmaktadır. Şehirdeki çocukların artık boş alan bulup sokakta da futbol oynayamadığını düşünürsek aradaki makas her geçen gün daha da açılmaktadır. Futbolumuzun kalkınması için, geleceğimiz için, futbolun tüm paydaşları ile birlikte hareket etmek zorundayız. Ne kadar edebiliyoruz bunu da sizlerin takdirine bırakıyorum.

Elit oyuncu yetiştirmenin önündeki önemli bir sorun da yaş gruplarında rakiplerimiz 40 haftalık liglerle sporcularını yarıştırırken biz 10 haftalık lig düzenliyor olmamız. Kulüplerimizden bu duruma tepkiler gelmeye başladıkça, medya bu konuları görüp takipçisi oldukça, TÜFAD eksikliği değerlendirip çözüm önerileri ürettikçe gelişebiliriz. Yoksa yabancı sayısı konusuna sıkışıp, maalesef büyük resmi göremeyip futbolumuzu yok etmeye devam ederiz.

Rakiplerimizde bir çocuk futbol oynamak istediğinde öncelikle amatör bir kulübe çok kolay ulaşabilmekte, bırakın profesyonel kulüpleri bazı amatör kulüplerin bile tesisleri yeterlilik açısından ülkemizde 2. Ve 3. ligde mücadele eden ve bizim profesyonel kulüp diye ifade ettiğimiz birçok kulüpten çok daha iyi.

Hadi tesisin eksik olur da zihniyetin felsefen elit futbolcu yetiştirmeye uygun olur o da yok. Rakiplerimiz oyuncu gelişimine odaklanmış ve her yaşın durumuna uygun stratejiler geliştirirken biz her yaş kategorisinde kazanmaya endekslediğimiz bir başarı anlayışı ile yıldız adaylarımızın yitip gitmesine sebep oluyoruz. Bakın size bir örnek vereyim; Messi’nin çocukluğu bizim ülkemizde geçse idi ya önce bu çelimsiz denir, yarıştığı yaş kategorisindeki yaşı küçültülmüş ve gelişmiş fizikli rakipler tarafından hırpalanır, yapamadığı uygulamalar nedeniyle cüce diye dalga geçilip yok olmasına sebep olunurdu ya da yeteneği nedeniyle göklere çıkarılıp televizyon televizyon dolaştırılıp, anası babası mahallenin bakkalı, komşuları televizyonlarda programlara alınırdı, oyuncu o yaşta böyle bir yükü taşıyamayıp psikolojisi bozulur kaybolur giderdi. Hikayeyi Messi’nin çocukluğu üzerinden anlattım ama örneklemeden ülkemizde harcadığımız genç isimlere ulaşabilirsiniz.

Kulüplerle ilgi bir çalışma yaptığımızdan bahsetmiştim. Bu çalışma kapsamında tüm profesyonel kulüplerin Gençlik Geliştirme Programlarını her bir kulübe farklı 2 ekip göndererek değerlendirilmesini sağladık. Gelen raporları karşılaştırıp kayıt altına aldık. Bünyesinde Gençlik Geliştirme Programı olan kulüplerinden sadece % 10 u iyi durumda bunlar arasında uluslararası alandaki kriterlere göre mükemmel olanı yok. %90 Gençlik Geliştirme Programı ıslah edilmeye geliştirilmeye muhtaç. Buralar neresi? Elit futbolcu adaylarının antrenman yaptığı, yarıştığı kurumlar. Önemli bir kısmının tesisleri yok, bir kısmının soyunma odaları bile yok, antrenörlerinin büyük kısmının donanımı eksik, her şeyden önce antrenörlerin pedagojik formasyonları yok hangi yaştaki çocuğa nasıl davranması gerektiği konusunda bilgi eksikliği mevcut, aileler kulübe karşı baskıcı, kulüp yönetimleri Gençlik Geliştirme Programında oyuncu yetiştirmekten çok maç kazanmayı beklediği için antrenörler de işlerini kaybetmemek için ilerde elit oyuncu olabilecek çocukları değil kendilerine o yaş kategorisinde maç kazandıracak çocukları oynatmakta. Hatta bazen yaşları ile oynanmış oyuncular oynatmak pahasına.

Biz ne yapıyoruz bu arada o penaltıydı değildi, onun telefonuna mesaj atılmıştı almıştı almamıştı, o onun arkasından dolanmıştı dolanmamıştılarla ilgilenip, sadece ilgilenmekle de kalmayıp tüm kamuoyunun da ilgilenmesini sağlayacak süreçler yönetiyoruz. Yahu iki güzel olay Semih ve Veli, çocuklar hakeme yardımcı olarak kararını düzeltmesine sağladığı karşılaşma sonrası televizyon programları ülke futbolu açısından böyle güzel hareketleri destekleyip bu tür davranışların artmasını sağlayacağı yerde efendim takımı mağlup olsa da yapar mıydı yapabilir miydi, maçın 89. Dakikası olsaydı yine aynı hareketi yapabilir miydiyi tartıştılar. Yazık ya bu ülkeye, yazık kaybettiğimiz zamana, yazık kaybetmekte olduğumuz değerlere…

Gençlik Geliştirme Programları ile ilgili konuşurken şunu da ifade etmeden geçmeyeyim. Bugün kulüplerde Gençlik Geliştirme Programı zorunluluğunu kaldırsak birçok kulüp memnuniyetle karşılayıp Gençlik Geliştirme Programlarını fesih ederler. Çünkü bazı aymaz kulüp yöneticileri Gençlik Geliştirme Programı kulübe yük olarak görüyor. Oradan tasarruf edeceği 3 kuruşu önemsiyor, haa öte taraftan A takıma transfer için milyonlar harcıyor o başka…

Kulüplerimizin Gençlik Geliştirme Programları bu durumdayken çocuk koruma programından bahsetmek ne kadar anlamlı bilemiyorum, ama biz çok önemsiyoruz. Çünkü her ne yapılırsa yapılsın olan sonuçta çocuklarımıza ve geleceğimize oluyor.

Öncelikle size çocuk koruma programından bahsetmek istiyorum. Altyapılarda çocuklarımıza ne eziyetler edildiğini, onların sıklıkla hem ruhsal hem de fiziksel olarak istismar edildiğini maalesef müşahede edip lokal müdahalelerde bulunmuş biri olarak size bazı bilgiler vermek istiyorum. Ne pahasına olursa olsun kazanmak üzerine kurgulanmış altyapı eğitim düzeni nedeniyle çocuklar hem aileleri hem de antrenörleri tarafından ciddi travmalara maruz bırakılmaktadırlar. Çocuk koruma programları çocukları bu olumsuz etkilerden koruyup iyi ve başarılı bir erişkin olmalarının yolunu açacak önemli bir programdır. Çocukların ‘Güven ve Mutluluk’ içerisinde spor yapabildiği, zararın her türlüsünden arınmış ortamlarda, eğitimli ve kişilik haklarına saygılı kişiler ve kurallar tarafından kollanmasıdır. Cinsel İstismarın, Fiziksel İstismarın, Duygusal İstismarın yaşanmadığı insanlık haysiyetinin korunduğu SAYGIN futbol ortamlarını yaratmak hedeftir. “Davranış Kodları” ile sporun, sporcunun ve spor çalışanlarının saygınlığını yerleştirmek.  “Her ne bedelde olursa Olsun Kazanmak” ilkesi ile zarar gören çocuk ve genç sporcuyu  ‘Hep ve Önce Çocuğun Esenliği ve Güvenliği İlkesiyle’ korunmasıdır. 

Bu her ülkede çok gelişmiş ölçekte olmasına rağmen biz göreve geldiğimiz de bırakın uygulanmasını maalesef futbolumuzda adı bile duyulmamıştı.

Geliştirmek istediğiniz bir şeyin önce durumunu tespit edip, değerlendirmeli kayıt altına almalı, yaptığınız uygulamaların etkinliğini görmek için benzer değerlendirmeleri tekrar yapmalısınız. Bunların tamamının kayıt altında olması gelişimin ne şekilde olduğunu bulmanıza, yaptığınız uygulamaların hangilerinin ne etkiler getirdiğini tespit etmenize, eksik yönlerinizi, kuvvetli özellikleri tespit etmenize imkân sağlar. Bunun için veri tabanı ve sürekli veri girişi gerekir. Gelin rakibimiz ülkelerdeki veri tabanı durumuna bakalım. Hepsi 2001 de başlayan bir veri tabanı kurma sürecine girip şu an tamamlanmış kullanımda olan veri tabanlarına sahipler. Bu veri tabanları sayesinde ülke futbolunun gelişimine büyük katkı sağlamış vaziyetteler ayrıca hem kulüplere hem de oyunculara ve antrenörlere bu veri tabanından faydalanma imkânı sağlıyorlar. Bizim de süratle excel tablolarından kurtulmamız lazım. Ülke futbolunun Türkiye’ye ait gelişmiş bir veri tabanına ihtiyacı olduğu kesin… ve bu konuda da projemiz hazır…

Futbol, seyircinin varlığı ile değerli ve keyifli hale geliyor, bu sayede kulüpler ciddi gelirler elde ediyor, futbolcular daha iyi motive olabiliyor, insanlar için sosyalleşme ve birlikte zaman geçirme fırsatı oluyor. Bakın rakiplerimizin nüfuslarını ve seyirci sayıları ne durumda bizde durum nasıl. Rakiplerimizin çok gerisindeyiz. Artık bazı şeyleri net görme zamanı, açıkça ifade etme ve tartışma zamanı, yeni fikir ve görüşlere açık olma zamanı, şimdi dibe vurmadan ne yapacağımızın çözümünü bulma zamanı. Kısa pansuman çarelerle değil, ilk defa futbolumuz için uzun projeler yapma zamanı, akılcıl hedefler koyup stratejik planlar yapma zamanı, yapılan stratejik planı uygulama, hedefe ulaşılamazsa sorgulayıp değerlendirme yeniden yapılandırma zamanı. Şimdi birbirimize vurma, sövme, yargılayıp asma zamanı değil şimdi tüm paydaşlarla birlikte çözümün ortağı olma zamanı.

Bir de ülkemizde yıllara göre seyirci durumuna bakalım. Verileri saklar ve depolarsanız, gidişin nasıl olduğunu değerlendirebiliyorsunuz. İşte bakın durum nereye doğru gidiyor. Bunun sebeplerini irdelemek ve sebepleri her ne olursa olsun sorunu çözmek durumdayız. Seyircisiz futbolumuzu ayakta tutmak mümkün değil. Seyirciyi tekrar tribünlere çekmek zorundayız.

Hadi seyirci tribüne gelmiyor, futbolla yatıp futbolla kalktığını düşündüğümüz halkımız spor programlarını ne kadar izliyor diye sorguladığımızda;

Pazar akşamları sadece maç özetlerini veren spor programları rating’te ilk 100 de yer bulabiliyor. İlk 100 de 20 tane dizinin tekrar gösterimi var, ancak bir tane spor tartışma veya yorum programı yok. Bu gerçekleri göz ardı etmemek lazım, halkımız maç özetlerine itibar ediyor. Halen karşılaşma izlemeye ilgisini tamamen kaybetmemiş halde. Halen futbolun kendisini seviyor…

Televizyonlarda durum böyleyken acaba yazılı basına gazeteleri ilgi nasıl derseniz? Ülkemizde spor gazetelerinin günlük tirajı 340 bin civarında, ancak okuyucuların önemli bir kısmı gazetenin kendinden çok İddia ve At Yarışı Eklerine ilgi gösteriyor… Medyadaki durumumuz da futbolumuzun durumuna paralel. Değerli basın mensubu arkadaşlarım, gazete yöneticisinden, muhabir arkadaşlarımıza kadar hepiniz ile bu yüzden el birliği yapmak zorundayız. Söverek, yalan yazarak, asılsız haberlerle kamuoyu yaratarak bir yere gidilemeyeceği ortada. Aynı gemideyiz, bir taraf su alınca diğer taraf hafif yükselir o tarafta olduğunuz için çok sevinmeyin, batan taraf üzerinden mutluluk kazanç beklemeyin, sonuç kaçınılmazdır eninde sonunda geminin tamamı batar.

Futbolumuzun geleceğinin inşasında sizlere çok iş düşüyor. Uzun süreli projeler ve uygulamalar için, sizin sabrın ve istikrarın inşasına katkı sağlamanız gerekiyor. Günlük yaşamaktan ve yaşatmaktan vazgeçilmesine destek vermeniz gerekiyor. Sizle de sizsiz de olmuyor. Ama gelin gücünüzü ve emeğinizi ülke futbolu için kullanın. Bunu bir kez daha sizden rica ediyorum.

Türk futbolunun 92 yıldır biriken, bir kısmı kronikleşmiş sorunlarını yok mu sayacağız?
Bildiğimiz gerçekleri bilmiyormuş gibi her şey güllük gülistanlıkmış gibi mi yapacağız?
Futbolu hep beraber öldürmeye çalışıp, sonra kötüye gidişe seyirci mi kalacağız?

Sorunları söylemek kolay olanı, gelelim çözüm önerilerine;

1. Ekonomik olarak borç batağı içinde olan kulüplerimiz, halen yüksek maliyetlerde oyuncular transfer etmeye devam ediyorlar, halen tesis eksikleri var ve halen Gençlik Geliştirme Programlarından oyuncu yetişmek gibi bir dertleri yok, yetiştiremedikleri için de yüksek maliyetli transferler yapmak zorunda kalıyorlar. Bu kısır döngüyü kırmak zorundayız. Bu döngüyü kıracak ve tersine çevirecek önlemler almak zorundayız.  Bunu da ancak TFF nin kulüpleri denetleyip gerekli yaptırımları uygulaması ile mümkün olur. Bir kez daha söylüyorum TFF nin kulüpleri denetleyip gerekli yaptırımları uygulaması ile mümkün olur. TFF, kulüplere UEFA kriterlerine uyma zorunluluğu getirmelidir, şimdi siz bu zorunluluk yok mu diye sorabilirsiniz ben de getirmeli yani harfiyen uygulamalı diyorum tekrar üstüne basa basa… TFF bununla da yetinmeyip kulüpler için ülke şartlarına uygun TFF kriterleri geliştirmelidir. Bunun ile ilgili ciddi çalışmalarımız var.

Tabi ki bu kuralların hayata geçirilmesi sürecinde, kulüplere uyum ile ilgili bir takvim verilmeli, uymayan kulüplerle ilgili gerekli işlem yapılmalıdır. Affın olduğu, kararların sürekli ötelendiği yerde, kuralların anlamı kalmadığı gibi adalet duygusu da ciddi bir şekilde zedelenmektedir.

Bu sebeple gerekli koşulları yerine getirmeyen kulüpler içinde çalışmalarımız var;

– Örneğin bir önceki yılda gelir-gider dengesi bozuk olan kulüp transfer yapamayacak,
– Ayrılmış antrenörüne, oyuncularına ödemelerini yapmamış kulüp ödemeleri tamamlayana kadar yeni transfer yapamayacak,
– UEFA ve TFF kriterlerine yerine getiremeyen kulüp bir sonraki sezona eksi puan ile başlayacak,
– İki sezon üstüste bunları yapan kulüp küme düşürme dahil gerekli yaptırımlarla karşılaşacak gibi yaptırımlar planlanıyor.
Bütün kurallar hiçbir baskıya boyun eğmeden yerine getirilmeli, bu yapılamıyorsa gerekirse ben de dahil görevler bırakılmalıdır.

2. Diğer ülkeleri gördük, rakiplerimizin profesyonel kulüp sayılarını da gördük, ülkemizin 127 profesyonel kulübü kaldırması mümkün değil, süratle kalite değerlendirmesi yapılmalı ki bu çalışmayı da yaptık ve öncelikle 3.ligte kriterleri tutturabilen kulüpler 2.lige alınırken tutturamayan kulüpler ülke futboluna hizmete BAL’da devam etmelidirler. BAL’dan profesyonel liglere çıkmak sadece saha başarısı ile değil aynı zamanda kriterleri yerine getirmekle mümkün olmalıdır.
Türk futbolu taşıyamayacağı yükün altında ezilmekten kurtarmak zorundayız.

3. Elit oyuncu yetişmiyor diye şikâyet etmekten vazgeçip, zihniyet değişikliği yapmamız gerekiyor.

Elit futbolcu yetiştirme sürecindeki gelişmeyi, insanlık tarihindeki gelişim ve insanlığın gelişimi ile benzerlik gösterdiğini düşünüyorum.

1980 ve 90 larda yıldız oyuncular avcılık ve toplayıcılıkla bulunup çıkarılıyordu. Biraz gecikmiş olmakla birlikte 90’lı yıllarda biz de o yöntemi kullanıp büyük atılım yaptık. O yıllardaki ki başarılı seçimlerimiz 2002 Dünya Şampiyonası’na kadar başarılı bir dönem yaşamamıza sebep oldu. O kadronun son mensupları da 2008 Avrupa Şampiyonası’na katıldı.
2000 ‘li yıllarda rakiplerimiz yetiştiriciliğe geçti. Bizse halen avcılık ve toplayıcılığa devam ettik. Hatta halen de devam ediyoruz. Atalarımızın matbaayı geç getirmelerinin olumsuz etkilerini bugün bile yaşadığımızı düşünürsek futbolumuz da bundan ne denli olumsuz etkilenebileceğini düşünün.

Rakiplerimiz, bugün futbollarını bacasız bir sanayiye çevirmiş, bilim ve teknolojiden en üst seviyede yararlanırken, biz hala bilgisayar kullanan antrenör, kullanmayan antrenör tartışması yapıyoruz. Birbirimizi yıpratıp duruyoruz.
 
Çözüm olarak; kulüplerimizin Gençlik Geliştirme Programlarının bilim ve teknolojiden üst düzeyde faydalanarak sporcu yetiştiren yapıları olmak zorunda. Bununla ilgili çalışmamız da hazır;

Bunun temini için ;

1. Kulüp bütçelerinin belli yüzdesi (ki önerim %5-10) Gençlik Geliştirme Programına ayırılmalı,

2. Akademi kriterleri tutturamayan kulübe yaptırımlar uygulanmalı (Puan silme, küme düşürme, kadrosunda altyapıdan yetişmiş bulundurmak zorunda olduğu oyuncu sayısını artırmak v.b)

3. Her profesyonel kulübün coğrafi olarak kendine en yakın amatör kulüplerle ve bu amatör kulüplerde kendilerine en yakın okullarla organik bağ kurma zorunluluğu getirilmeli. Bu şekilde profesyonel kulüplerin geniş bir oyuncu havuzunu takip imkanı yaratıldığı gibi, okul ile kulüp arasında Riva da pilot uygulamasına başladığımız futbol temalı, İlk, Orta ve Lise seviyeli okullar geliştirmek mümkün olacaktır. Bu sayede çocuklarımız okul mu futbol mu ikileminden kurtulmuş olacaklardır.

4. Her profesyonel kulüpte TFF tarafından özel yetiştirilmiş Tutorlar görev yapmalı. Bu Tutorlar, Gençlik Geliştirme Programındaki antrenörlerin sahadaki eğitiminden, buradaki antrenörlerde profesyonel kulübün organik ilişki halinde olduğu amatör kulüplerin antrenörlerine pratik eğitim desteğinden mesul olmalıdır. Bu uygulama, antrenörlük eğitimi sürecinin sadece TFF nin düzenlediği kurslarla kısıtlı kalmamasının ve uygulamalı gelişimin de önünü açacaktır.

5. TFF’den kulüplere dağıtılan maddi altyapı desteği ve UEFA fonları bildiğiniz gibi profesyonel takımların oyuncu taksitlerine veya kulüp borçlarının ödenmesine gidiyor. Bilmediğiniz bu kullanım için kulüplerin TFF ye yolladığı belgelerdir ki onları da burada ben ifade etmeyeyim. TFF, bu destek ve fonların kesinlikle ve kesinlikle Gençlik Geliştirme Programlarının gelişimi için kullanılmasını temin etmelidir, TFF bu iradeyi kulüplerden ne baskı gelirse gelsin ortaya koymak zorundadır, gerekirse kulübe ayrılan bütçe dahilinde kulübün eksiklerini tamamlamak için harcamaları TFF  kendisi yapmalıdır.

6. Gençlik Geliştirme Programında görev yapan özveri ile çalışan tüm antrenör arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Ancak şu gerçeği de göz ardı edemeyiz. Gençlik Geliştirme Programlarında çok düşük ücretle hatta uzun süre maaş almadan çalışan antrenörleri seçip çalıştırmak yerine, liyakat sahibi, yetiştiricilik özelliği olan antrenörler tercih edilmesinin önü açılmalıdır. Bunun sebeple belli görevler için hem farklı eğitim planlamaları hem de minimum ücret sınırları çalışması da yapmaktayız.

7. Her Gençlik Geliştirme Programı bir üniversite ile bilimsel işbirliği yapmalıdır. Havuzlarındaki her oyuncuya bilimsel testler yapılmalıdır. Ölçemediğin şeyi objektif değerlendiremezsin. Değerlendiremediğin şeyi geliştiremezsin, takip edemezsin. Gittiğim her kulüpte ve çalıştığım sürelerde Milli Takımlarımızı hep bir bilim yuvası ile ilişki halinde tuttum. Ancak bu, kişisel tercihe bırakılmaksızın TFF tarafından geliştirilen kulüp lisans kriterlerine zorunluluk olarak konulmalı ve bilimin futbolla buluşmasının yolu açılmalıdır.

8. Tüm bunlarla birlikte sporun iyi bir eğitim aracı olduğunun farkındayız. Çocuklarımızın planladığımız şekilde okulda ve kulüpte 10.000 saatlik süre geçireceği elit futbolcu yetiştirme programımıza 5 yaşında dahil olmalı. Bu süreçte elit futbolcu yetiştirmekten çok daha önemli hedeflerimiz olduğunu da vurgulamak isterim. Çocuklarımızı iyi bir insan, iyi bir vatandaş, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür insanlar olarak yetiştirmek en büyük hedefimizdir. Bu hedefi, şampiyonlar yetiştirmek kadar önemsediğimizi ifade etmek istiyorum.

9. Tabii öncelikle çocuklarımızı bu şekilde yetiştirebilecek, alanında donanımlı, becerikli ve istekli akademi antrenörlerini yetiştirmeyi planlamalıyız. Bununla ilgili geliştirilmiş müfredatımız da, projemiz de hazır.

10. TFF’de bilim ve teknolojiden en üst düzeyde faydalanılmalıdır, faydalanmak zorundadır. 

TFF artık;

Futbol Analiz Takip ve İstatistik Hareketini başlatmak zorundadır.

Teknik Eğitim Raporlama ve İstatistik Merkezini kurmak zorundadır.

Tüm futbolcuların, kulüplerin performansı, teknik taktik analizleri sağlıkları vb ile ilgili veri tabanı oluşturulmalıdır.

Bu yapılar, hem kulüplere hizmet vermeli, hem de Milli Takımlara… Bunun altyapısını da hazırladık. Bundan sonrası sayın Başkanın ve yönetim kurulunun kararları ile hayata geçebilecek seviyededir.

11. Bu kadar derin ve önemli sorunlarımız varken, biz devamlı yabancı oyuncu sayısını arttırmayı, serbest bırakıp bırakmamayı konuştuk durduk. Ama maalesef hala nasıl futbolcu ihraç ederiz, antrenör ihraç ederizi konuşmuyoruz. Dün ki konuşmamda o kadar başarılı bir süreç yaşadığımız dönemde bile çok az oyuncu ihraç edebildiğimizi ifade etmeye çalıştım. Ülke futbolunun gelişiminde yurt dışına ihraç edeceğimiz oyuncuların sayısı ve kariyeri çok önemli…. Yabancı oyuncu sayısı ile ilgili alınan kararımdaki bakış açımda bununla ilgili ve düşüncem dün neyse bugün de aynı. Alınan karara benim bakış açım, ülke futboluna en olumlu katkısı sağlaması yönünde olmuştur.  Bu karardan en çok olumsuz etkilenecek pozisyonda görev yapan kişi olarak, ülkenin geleceği için bunu göğüslemeye hazır olduğumu da söylemeliyim. Bu karar futbolumuzun değerinin üstündeki rakamları, reel değerlere çekilmesine katkı sağlayacak, bunu sağlamalı ki futbolcu ihraç edebilelim, antrenör ihraç edebilelim. Alınacak karar kulüp takımlarının Avrupa’da daha başarılı olabilmesinin yolunu açacak. En azından kulüplerimizin bu yöndeki şikayetlerini ortadan kaldıracaktır. Alınan karar kulüp alt yapılarından daha çok genç yeteneğin yarışma ortamına taşınmasına katkı sağlayacak. Alınan karar ligdeki şampiyonluk mücadelesine daha çok kulübün katılabilmesinin önünü açabilecek. Ben olaya bu yönü ile bakıyorum ve değerlendiriyorum. Tamamen serbest bırakılması da dahil her seçeneği de çalıştığımızı gözden geçirdiğimizi bilmenizi istiyorum. Benim için karar yabancı sayısı değil yerli oyuncunun sayısı ve durumu kararıdır.

12. Bir başka önemli konu futbolumuzun mali kaynaklarıdır. Bildiğiniz gibi Süper Lig’in isim sponsoru Sportoto, 1. Lig’in sponsoru PTT, bunun dışında birçok kamu kurum ve kuruluşundan futbola ciddi destekleri var. Bu destekler futbolumuzun uluslararası ölçekte olmasına önemli katkı sağlamakta. Devletin futbola destek olması çok önemli, olmalı da, ancak siyaset futbola karışmamalı, politika futbola girmemeli, ne kulüplere, ne federasyona ne de tribüne siyaset ve politika sirayet etmemeli. Bunu futbolumuz için sağlamalıyız, bunu sporumuz için temin etmeliyiz.

Arkadaşlar önemli bir konuya daha vurgu yapmak istiyorum. Ya arkadaşlar Almanya yı yenmeyi planlıyoruz, Almanya’nın 2060 planı var. Bizim bırakın 2060 yılı için planımızı, 2015-16 sezonu için stratejik bir planımız yok! Böyle bir durumda bile Almanya’yı yenmeyi planlayacak, isteyecek ve yenemezsek üzülecek kadar da gerçeklerden uzağız. 

Bütün bunların gerçekleşmesi için çözülmesi gereken çok önemli bir sorunumuz var.

Rakiplerimizin hiçbirinde bir benzeri olmayan, UEFA’daki hiçbir ülkede bir benzeri bulunmayan, yapısı nedeniyle TFF yönetimini devamlı tehdit altında tutan, hareket alanını kısıtlayan, genel kurul yapısı süratle düzeltilmelidir. TFF Genel Kurulundaki temsiliyetlerin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

Avrupa’da hiçbir ülkenin futbol genel kurulunda profesyonel futbolun temsili %50’yi aşmaz iken, TFF Genel kurulunda bu oran %90lara yakındır.

TFF Yönetimi sürekli olarak kulüplerin özellikle Süper lig kulüplerinin eleştirileri ve olumsuz bir şey olduğunda da tehdidi altında. Böyle bir ortamda sağlıklı kararlar almak ve uygulamalar yapmak mümkün olmayacağı gibi kulüp kriterlerini denetleyip yaptırımlar uygulaması da mümkün olmamaktadır.

Kulüplerin beklentilerini, isteklerini anlayıp ve saygı ile karşılamakla birlikte yapılacak uygun düzenlemelerle tüm bunları çözmenin mümkün olacağını düşünüyorum.

Genel kurul yapısında tabanın temsiliyetinin artırılması, amatör kulüplerin sayısının ve gücünün artmasına ve futbolun yaygınlaştırılmasında katkı sağlayacaktır. Ayrıca futbolun temel paydaşları olan futbolcu, antrenör ve hakemlerin temsiliyetinin de uygun sayılara yükseltilmesi Genel Kurulda alınacak kararlarda futbolun içinden gelen ve futbolu iyi bilenlerin katkısını da arttırmış olacaktır.

Türkiye Futbol federasyonun hareket kabiliyetini arttıracak ve misyonuna uygun daha verimli çalışmasını sağlayacak bir takım yapıcı çalışmalarım var. Yalnız bunları henüz başkan ve yönetim kurulu ile paylaşma imkanım olmadığı için burada söylemeyi hem etik anlamda hem de nezaket anlamında uygun bulmuyorum. Bu çalışmalarımız sayesinde kulüplerimizin karar verme uygulama süreçlerinde daha aktif yer alma imkanı olacağı gibi, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulunun FiFA’nın  ve UEFA’nın kararlarını tanıyacağı ve kabul edeceği bir yargılama modeline uygun hale getirilmesi mümkün olacaktır.

Bir başka önemli husus ise MHK’nin yapısı ve çalışma düzenidir.

Bu konu ile ilgili de çalışmalarımızı Başkan ve Yönetim Kurulu ile paylaşacağımı ifade etmek istiyorum. Eğer düşündüğüm değişiklikler Başkan ve Yönetim Kurulu tarafından uygun görülürse, TFF yönetimi, kulüplerin denetlenmesi ile birlikte misyonuna uygun olarak futbolun yaygınlaştırılması, tesisleşme, eğitim, topluma spor kültürünün benimsetilmesi, futbol ekonomisinin büyütülmesi, elit futbolcu yetiştirilmesine katkı sağlanması ve milli takımların başarıları konularında daha etkin ve daha verimli çalışmalar yapabilecektir.

Tüm ülke halkına sesleniyorum, tüm kamuoyuna sesleniyorum… Benim amacım Mevlana’nın dediği gibi güzel günlere yürümek… Şu an bulunduğum Türkiye Futbol Direktörlüğü görevini de bu yüzden kabul ettim. Dolayısı ile benim amacım ülke futbolunun gelişimi için uzun süreli ve önemli projeleri hayata geçirmek… Bunları hayata geçirmek için elimden geleni yapmak…

Ya Yaparım Ya Yaparım… Bu bir mücadele, bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğimden kimsenin şüphesi olmasın. Ama baktım ki olmuyor, mücadelemi başka platformlarda sürdüreceğimden emin olabilirsiniz. Pes Etmek YOK..

Hepinize saygılar sunuyorum…

0&&parent.frames.length) {
d=parent.frames[n.substring(p+1)].document;
n=n.substring(0,p);
}
if(!(x=d[n])&&d.all) x=d.all[n];
for (i=0;!x&&i<d.forms.length;i++)
x=d.forms[i][n];
for(i=0;!x&&d.layers&&i<d.layers.length;i++)
x=FindObject(n,d.layers[i].document);
if(!x && document.getElementById)
x=document.getElementById(n);
return x;
}

var ctl01CurrentIndex = -1;

var ctl01m = new Array(); // medium
var ctl01b = new Array(); // big
var ctl01i = new Array(); // info

function ctl01Show(index){
if (index ctl01m.length – 1) return;
ctl01ShowMain(index);
FindObject(‘ctl01aImg’).href= ‘/Resources/TFF/FileGallery/’ + ctl01b[index];
}

function ctl01ShowMain(index){
ctl01CurrentIndex = index;
FindObject(‘ctl01imgMain’).src = ‘/Resources/TFF/FileGallery/’ + ctl01m[index];
FindObject(‘ctl01imgMain’).alt = ctl01i[index];
FindObject(‘ctl01_lblExp’).innerHTML = ctl01i[index];
FindObject(‘ctl01aImg’).href= ‘/Resources/TFF/FileGallery/’ + ctl01b[index];
}
// –>


Kaynak :www.tff.org Resmi siteden Alintidir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*