FGD 

Genç bir futbol virtüözü: Şervan Taştan

Aslen Muşlu olan ailesi Fransa’ya göç edince bu ülkede doğmuş ve büyümüş. Tekniği sayesinde çok genç yaşta Marsilya ve Metz gibi takımların dürbününe takılmış. Oyunun iki yönünü de oynayabilen bir orta saha olan genç oyuncu, çoğu akranının aksine saha içindeki yetenekli oyuncuları değil, hayatı kendisine benzeyenleri örnek alıyor. İşte Marsilya doğumlu, 18 yaşındaki Metz’li yıldız adayının hayat hikâyesi ve gelecek planları.

Röportaj: Aydın Güvenir / TamSaha

Futbola başlamadan önceki hayatın oldukça ilginç. Bundan söz ederek başlayalım istersen röportaja.

Ailem Muş’un Varto ilçesinden. Bundan 20 sene önce de babam duvarcı ustası olarak Fransa’ya gitmiş ve burada Marsilya’ya yerleşerek çalışmaya başlamış. İşleri iyi gidince ve durumundan da memnun olunca, 3 sene sonra annemi de yanına almış. Ailemin tek çocuğu ben değilim bu arada. 20 yaşındaki ablam Türkiye’de doğmuş. Bir de ikiz kardeşlerim var. Bense annem Marsilya’ya geldikten sonra Mayıs 1993’te doğmuşum. Fransa doğumluyum yani.

Peki, futbolla tanışman nasıl oldu? Burada futbola başlamanı kim sağladı?

Marsilya’da varlıklı bir aile değildik ve ekonomik durumu bizim gibi olan ailelerle birlikte getto gibi bir yerde yaşıyorduk. İşte burada sokaklarda arkadaşlar arasında top oynayarak başladım futbola. O dönem babamın da beni bir kulübe yollayacak kadar parası olmadığı için futbol oynama hevesimi topla ilk tanıştığım o sokak arasındaki maçlarla tatmin ediyordum. Derken bir gün sokakta oynadığımız bu maçlardan birini takip eden biri, beni izledikten sonra babamı bulmuş ve “Ben bu çocuğu bizim takıma almak istiyorum.” demiş. Celtique Le Beaumont isimli bir amatör kulübün temsilcisi olan bu kişi, babam da kabul ettikten sonra beni alıp kulübe götürdü. İşte 9 yaşında futbolla tanışmam da bu şekilde gerçekleşti.

Daha sonraki yıllarda Marsilya’da oynamışsın. Sonra da şimdiki kulübün olan Metz’le kesişmiş yolların. Bu transferler nasıl gerçekleşti? Metz’e transfer olana kadar geçirdiğin dönemi anlatır mısın bize?

O amatör kulübe adım attığımdan itibaren futbolumu hızla ilerletmeye başladım. Takım içinde beni izleyenler “Bu çocuk iyi futbolcu olacak” diye aralarında konuşuyorlardı. 13 yaşına kadar burada oynadım. Bu dönemde kulüp iflâs etti ve kapandı. Hepimiz de ortada kaldık. Bunun üzerine Lens, Auxerre, Marsilya, Metz gibi kulüplerin altyapıları benimle ilgilenmeye başladı. Öncelikle Marsilya ile bir-iki özel turnuvaya katıldım. Ancak daha sonra Metz’in teklifini kabul ettim. Çünkü Metz’in Marsilya’ya ve ilgilenen diğer kulüplere oranla benim yaşımdaki oyunculara daha çok yatırım yaptığını, daha başarılı altyapı eğitimi verdiğini ve altyapılardan daha çok bilimsel çalışmalar yaptığını fark ettim. Kısacası Metz’de ilerleme şansım daha fazlaydı ve bu da benim için bir fırsattı.

Metz’de adam oldum!

İlerleme şansının daha yüksek olduğunu düşündüğün Metz’de beklediklerini bulabildin mi peki?

Metz’de oynayabilmek için 14 yaşındayken ailemin yanından ayrılmak zorunda kaldım. O zaman kafa olarak bebek gibiydim desem yalan olmaz. Burada ise tek başına yaşamayı öğrenince büyüdüğümü, adam olduğumu hissetmeye başladım. Disiplinin ne demek olduğunu öğrendim ve buna göre kendimi disipline etmeye başladım. O yüzden öncelikle kişisel olarak geliştim diyebilirim. Tabii ki futbolum da bu süreç içerisinde ilerledi. Amatör kulüpte ve Marsilya’da oynarken ayağımda topu çok tutuyordum mesela. Çalım yeteneğim ve tekniğim de vardı çünkü. Hatta Metz’in beni istemesinin nedeni de önemli ölçüde bu teknik becerimdi. Ancak Metz’e gidince başlangıçta topu ayağımda çok tutma özelliğimden dolayı epey sıkıntı çektim. Fakat zamanla bireysel oynamak yerine bir takım oyuncusu olmayı öğrenmeye başladım. Bu da futbolumu ve oyuna bakış açımı oldukça değiştirdi diyebilirim. Bu konudan örnek vermek gerekirse; ilk sezondaki üç maçımda çok ama çok sıkıntı çektiğimi söyleyebilirim. Ama daha sonra açılmaya başladım. Sezon sonunda takımın en çok gol atan üçüncü oyuncusu olmayı başardım.

Forvetten orta sahaya

Bir orta saha oyuncusu olarak bu kadar golcü olman önemli bir başarı. Bu golcülük özelliklerini neye borçlusun?

Aslında orta saha olarak başlamadım futbola. Forvettim. Bir süre öncesine kadar da hücum hattında oynuyordum. Marsilya’da ve Metz’deki ilk dönemimde bu böyleydi. O kadar gol atmam o yüzdendi. Zamanla önce hücuma dönük orta saha, sonrasında da defansif orta saha olarak görev yapmaya başladım.

Forvetteyken ve de burada başarılı bir performans sergilerken hocaların neden seni orta sahaya kaydırmayı tercih etti?

Antrenörlerim benim çok iyi top dağıtabildiğimi, ancak süratimin forvette oynayan bir oyuncu için yeteri kadar iyi olmadığını ifade etti. O yüzden hücum hattında oynamak yerine orta sahada top dağıtıcı olarak bir rol üstenirsem daha fazla ve doğru anlamda gelişebileceğimi düşündüler. Bu yüzden de o dönemden sonra orta sahada görev yapmaya başladım. Bu mevkide de forvete oranla çok daha mutlu bir şekilde oynuyorum. Yani böyle iyiyim. Bir daha forvete geri dönme gibi bir niyetim yok (gülüyor). Ayrıca zaman zaman Metz’de orta sahanın solunda da oynadığımı belirtmek isterim.

Millî Takım için Türkiye’den ne zaman keşfedildin? Millî Takımımızdan önce Fransa’dan da teklif almışsın galiba…

Metin Okutan benim Metz’deki bir maçımı izlemiş. İzledikten sonra da Türkiye için oynamak isteyip istemeyeceğimi sordu. Ben de seve seve bu teklifi kabul ettim. 1-2 hafta sonra beni çağırdılar. Geçen senenin Ocak ayına rastlıyor bu süreç. İlk olarak U17 takımında mücadele ettim. O dönem Polonya’ya karşı iki hazırlık maçı oynadık. İkinci maçta bir de gol kaydederek Türk Milli Takımı kariyerimde de henüz ikinci maçımda golle tanışmış oldum. U17 Millî Takımı Teknik Direktörü Abdullah Ercan da o hazırlık maçlarından sonra düzenli olarak beni kadroya çağırmaya ve oynatmaya başladı. Fransa’dan da önceden bir teklif almıştım, evet. Benim gibi yaklaşık 30-40 oyuncu Millî Takım seçmelerine çağrılmıştı. Ben de bu seçmelere katılmıştım. Ancak bu seçmelerden sonra Fransa Millî Takımı’ndan bir daha çağırmadılar beni. Çağırsalardı oynayıp oynamamayı düşünürdüm. Çünkü o zaman daha Türkiye’den gelen bir teklif yoktu. Ancak daha sonra Türkiye’yi seçerek ne kadar doğru bir karar verdiğimi anladım, çünkü burada çok mutluyum ve de Türkiye’yi çok seviyorum.

Yurtdışında doğup futbol hayatını orada sürdüren pek çok genç oyuncu Türkiye’den gelen teklifleri kabul ediyor. Senin öncelikli hedefin Fransa’da kalmak mı yoksa çoğu gurbetçi gencimiz gibi Süper Lig’i mi tercih edeceksin ileride?

Türkiye’ye kapım her zaman açık. Bu konu hakkında öncelikle söylemek istediğim şey bu. Ancak Türkiye’ye gelmek için daha erken olduğunu düşünüyorum. En azından bir süre daha Fransa’da ve Metz’de devam etmem gerekli. Çünkü gelişim aşamasındayım hâlâ. Burada kendime en azından bir süre daha bir şeyler katmak istiyorum. Ama iş Millî Takım’a geldiği zaman her zaman ilk tercihim Türkiye’dir. Türkiye ve Fransa’yı bir kenara koyarsak da en çok oynamak istediğim lig İspanya diyebilirim. Çünkü çok teknik bir lig ve benim futboluma da çok uygun.

Millî Takım’a çağrıldığın ilk dönemde Türkçeyi hemen hemen hiç konuşamıyordun. Şimdi ise yavaş yavaş öğrendiğini görüyoruz. İlk zamanlar dil konusundaki sıkıntından dolayı zorlandın mı takım içinde?

Evet, Türkiye için ilk oynamaya başladığım zamanlar hemen hemen hiç Türkçe bilmiyordum. O yüzden de çok zorlanıyordum. Çünkü hocamız antrenmanlarda ve maç içinde taktik verdiği zaman tam anlamıyordum ve de bu yüzden saha içinde taktiksel olarak ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Oyun içinde de “Dikkat et, arkanda biri var, önün açık koş” gibi komutları ve arkadaşlarımın uyarılarını da anlayamadığım için sorun oluyordu. O dönem Denizlispor’da oynayan ve U17 Millî Takım kaptanımız Erhan Kartal ile Abdullah Hoca bana çok yardımcı olmuşlardı. Ancak bundan sonra çalışarak Türkçe öğrenmeye başladım. Ailem de bu konuda bana yardım etti. Şimdi ilk zamanlara göre çok daha iyiyim. Artık konuşulanları anlayabiliyor ve genelde kendimi ifade edebiliyorum. Hâlâ eksikliklerim var ama onları da zamanla takım içinde daha çok bulundukça gidereceğim.

Türkiye’de oyuncular çok daha saygılı

A2 Milli Takım Antrenörü Pierre Van Hooijdonk geçen ay TamSaha’ya verdiği röportajda, “Türkiye’nin bir daha Mesut Özil gibi vakalar yaşamaması için yurtdışında yetişen Türkiye’yi seçmiş oyuncuları takımlara katıldıkları zaman bir yabancı olarak görmemek ve onların bu ülkenin Millî Takımı’na ait olduklarını hissettirmek gerektiğini” söylemişti. Bu doğrultuda sen U17 Millî Takımı’na katıldığın zaman nasıl bir ortamla karşılaştın? Hocalarının ve arkadaşlarının sana yaklaşımı nasıl oldu?

İlk günden bu yana gördüğüm kadarıyla Türkiye’de oyuncular Fransa’ya oranla birbirlerine çok daha saygılı. Kimse kimseyi hor görmüyor. Herkes eşit tüm arkadaşlarının gözünde. Böyle bir ortamla karşılaşınca da çok çabuk bir şekilde adapte oldum. Çünkü böyle saygı çerçevesindeki bir ortamda mutluluk ve huzur da oluyor. Kısacası ruhumun dinlendiğini hissediyorum burada.

Hem defansif hem de ofansif özelliklerinin olması günümüz orta saha oyuncularında en fazla aranan özellik. Bu anlamda senin gibi iki yönlü orta saha oyuncularından en çok kimi ya da kimleri örnek alıyorsun?

Çoğu futbolcunun vardır belki ama benim bir kahramanım yok. Hiç idolüm olmadı bugüne kadar. Ancak örnek aldığım oyuncular tabii ki var. Mesela Samir Nasri. O da benim gibi fakir bir aileden geliyor. Onun da kökeni benim gibi Fransa’dan gelmiyor. Cezayir asıllı bildiğiniz gibi. Ayrıca o da benim gibi Marsilya doğumlu. Aynı şekilde Zidane da öyle. Ben de bu konularda onlara benziyorum.

Yani çoğu futbolcunun aksine kendine örnek aldığın futbolcuları seçerken saha içinde yaptıklarına değil, saha dışında seninle olan benzerliklerine bakıyorsun, öyle mi?

Evet, aynen öyle. Çünkü yukarıda bahsettiğim oyuncular tıpkı benim gibi ayrı bir etnik kökene sahip ama Fransa’da doğmuş ve zor şartlarda büyümüş isimler. O yüzden sahada yapılanlardan çok kendime bu yönlerden yakın hissettiğim oyuncuları örnek alıyorum. Onların o noktalardan buralara nasıl geldikleri daha önemli çünkü benim için.

Mevlüt Erdinç ve Hasan Kabze dışında Fransa Ligi’nde oynayan ve buradaki futbolu bilen oyuncumuz yok. Bu sene Umut Bulut da Lique 1’de mücadele edecek. Sen ise Fransız futbolunu çok iyi biliyorsun. Sana göre Fransa’daki futbolla Genç Millî Takımımızda gördüğün Türk futbolu arasındaki farklar neler?

Fiziksel olarak Türkiye’de çok daha üstün bir futbol oynanıyor. Ayrıca Millî Takım’dan gördüğüm kadarıyla antrenmanlar ve maçlar çok daha tempolu geçiyor. Ancak taktiksel açıdan Fransız futbolu Türkiye’nin önünde. Orada oyunla ilgili taktiksel hamleler çok daha fazla yapılıyor. İki ülke futbolunun temel farkları bu bana göre.

Röportajın başında bir süre daha Fransa’da kalmak istediğini ama ileride Türkiye’ye dönebileceğini belirttin. Sana göre, böyle bir şey ne kadar sonra olacak? Türk takımlarından transfer teklifi aldın mı bugüne kadar?

İki sene daha Fransa’da kalmak ve gelişimimi burada tamamlamak istiyorum. Daha sonra Türkiye’yi düşünebilirim. Aslında Fransa’da kalıp, futbol hayatımı burada sürdürmek isteyebilirdim ancak bana göre Türkiye’de Fransa’ya oranla gençlere daha çok şans veriliyor. Türkiye’den de daha şimdiden beni takip eden birçok takım var. Ancak bu takımlar arasından benimle en çok ilgilenen Manisaspor. Eğer ileride de beni almakta ısrarcı olmaya devam ederlerse Türkiye’deki kariyerime Manisaspor’da başlayabilirim.

Senin yaşındaki oyunculara “Boş zamanlarında neler yapıyorsun?” diye sorduğumuzda bir çoğunun cevabı “Play Station oynuyorum” oluyor. Sende de aynı alışkanlık var mı?

Hayır hiç oynamam. Gece hayatım da hiç yoktur. Diskoya falan asla gitmem. Mesela Fransa’da çok önemli bir maçı kazandıktan sonra bunu kutlamak için takım arkadaşlarım gece eğlenmeye çıktılar. O zaman bile gitmedim. Hatta dans etmesini bile bilmem (gülüyor). Boş zamanlarımda bir şeyler okurum. Bol bol sinemaya giderim. Ayrıca da şu an liseye devam ediyorum. Tahsilimi sürdürüyorum yani. Mütevazı bir hayatım var.


Kaynak :www.tff.org Resmi siteden Al?nt?d?r

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*