Konya’da bir “Futbol Star”: Ali Dere

Konyaspor küme düştüğü sezonda Türk futboluna pırıl pırıl bir oyuncu armağan etti. Geçtiğimiz sezon son dakikada oyuna girdiği Manisaspor maçında öyle bir gol attı ki, tüm Türkiye’ye parmak ısırttı. Adeta bir 100 metreci süratine sahip ve sol ayağını raket gibi kullanabiliyor. Futbola oldukça geç başlayan, 13 yaşında bir “Futbol Star” organizasyonunda keşfedilen genç oyuncu U19 Millî Takımımızın da özenle geleceğe hazırladığı yıldız adaylarından biri.

Röportaj: Nihat Özten / TamSaha

Geçtiğimiz sezon Manisaspor maçında öyle bir gol attın ki, “Bu golü atan oyuncunun sırtı yere gelmez” dedirtin. Gerçekten de üstün yetenek gerektiren bir goldü. Bir de oyuna sadece 1 dakika önce girmiştin ve Süper Lig’deki ikinci maçındı. O gol için “Futbol hayatımın dönüm noktasıydı” diyebilir misin? Sonrasında neler değişti senin açından?

Dönüm noktası diyebilirim çünkü o maçta hocamın beni oynatacağını hiç beklemiyordum. Oyuna son dakikada girecektim ve sadece deplasmanda 1 puan kazanmak için yapılan vakit geçirmeye dönük bir değişiklik olduğunu düşünüyordum. Ama oyuna girerken Ziya Hocam beni yanına çağırdı ve “Ali, istediğini yap, sana güvenim tam. İyi de oynasan kötü de oynasan kızmayacağım” dedi. Sahaya girdiğimde kendime ayrı bir güven geldi. Skorboarda baktığımda 90’ı gösteriyordu. Top ayağıma geldiğinde aklımda sadece olumlu düşünmek vardı. Topla ilk buluşmamda rakiplerimi birer birer geçtim. Kaleciyi gördüğüm zaman aklımda sadece topa vurmak vardı. Vurduktan sonra da sadece topun kaleye girdiğini gördüm. O an ne yaptığımın farkında değildim. Sevinç çığlıkları atmak istedim ama sesim çıkmadı.

Gole tepkiler nasıl oldu?

O golü attığımda Konyaspor çok kötü durumdaydı, adeta herkes ipin ucundaydı. Gerçi ligin sonunda küme düştük ama o an için deplasmanda elde edilen o galibiyet takım için çok önemliydi. Benim açımdan ise o golün bambaşka anlamları var. Bir kere o gol sayesinde Türkiye’ye ismimi duyurmuş oldum. Süper Lig bambaşka bir dünya. Orada ön plana çıkabilmek için böyle goller atmanız ya da attırmanız gerekiyor. Daha ikinci maçımda böyle bir gol atmak, kariyerim açısından çok önemliydi.

Afyonlusun ama futbola Konyaspor’da başladığını biliyoruz. Bize biraz o günlerden söz eder misin? Ailen neden Konya’ya göç etti, futbola nasıl başladın?

Afyon’da doğmuşum ama Konyalı olan annem memleketinde yaşamak isteyince ben 2 yaşındayken ailece oraya taşınmışız. Yani bütün hayatım Konya’da geçti diyebilirim. Dolayısıyla futbola da Konya’da başladım. Aslında futbola da çok geç adım attım. 13 yaşındaydım ve Futbol Star adı altında bir organizasyon yapılıyordu. Turan Sofuoğlu, Lemi Çelik gibi teknik adamların bulunduğu elemelere katıldım. Bu organizasyonun varlığından akşam yemeği sırasında televizyonda haberdar olmuştum. Babamdan rica ettim, sağ olsun o da kırmadı ve götürdü. Elemelerde beğenildim ama İstanbul’a gidemedim. Çünkü Konyasporlular da beni izlemiş ve beğenmiş. “Bizim yaz okulu seçmelerimiz var, oraya gel” dediler. Ben de üç aylık yaz okuluna katıldım. Kursa 350 kişi katılmış ve sonunda sadece ben seçilmiştim. Böylece Konyaspor altyapısında oynamaya başladım.

Ailen futbol oynamanı nasıl karşıladı?

Annem bu işten hiç hoşlanmamıştı. Her anne gibi o da benim sağlığımı düşünüyordu ve her tekme yiyişimde adeta yüreğine iniyordu. Sokakta oynarken gördüğünde bile terlememe dayanamazdı. O zamanlar zayıf bir çocuktum. Babam ise futbolcu olmam konusunda çok hevesliydi. Zaten beni teşvik eden de oldu. Tabii annem de sonradan alıştı.

Futbol hayatına yön veren teknik adamlardan söz eder misin bize? Kimler senin kariyer gelişimine ne gibi katkılarda bulundu?

İlk önce Mesut Erçetin Hocamdan söz etmem gerekir. Onunla aramızdaki diyaloğu tarif edemem. Adeta baba-oğul gibiyiz. Zor zamanlarımda hep yanımda oldu. Ben de her şeyimi onunla paylaştım. Salih Eken Hocam da yine öyle. Altyapıda Osman Durmuş ve Mümin Duru Hocalarımın emeklerinden de söz etmeliyim. Ziya Doğan, A takıma çıktıktan sonra bana çok güvendi. Aynı şekilde Yılmaz Vural Hocam da öyle. Ama hepsinin arasında Mesut Hocamın yeri çok farklı.

Futbola başladığında da bugünkü mevkiinde mi oynuyordun?

Futbola santrfor olarak başladım. Golcü özelliğim çok yüksekti. Her maçta 1-2 gol atıyordum. Yaşım ilerledikçe hocam beni kanatlarda oynatmaya başladı ve gol pozisyonu hazırlayıp asist yaptıkça futboldan daha fazla keyif almaya başladım. Günümüzün tek santrforlu futbolunda kanat oyuncularının hücumdaki rolü de giderek önem kazanıyor. O bölge için hem pozisyon hazırlayan hem de gol atabilen oyuncular aranıyor. Ben de bu tip bir oyuncu olmaktan çok mutluyum.

Futbola başladığında benzemek istediğin oyuncular var mıydı?

O zamanlar 2003-2004 yıllarıydı ve Cristiano Ronaldo’nun Manchester United’a gittiği ilk dönemlerdi. Ben de Ronaldo’yu çok beğeniyor ve onun gibi bir oyuncu olmak istiyordum. Bugün ise Messi tartışmasız dünyanın en iyi oyuncusu ama ben kendime Arjen Robben’i örnek alıyorum.

Hocalarınla konuştuğunda senin hangi özelliklerini beğeniyorlar?

En çok birebir pozisyonlarda adam geçmemi beğeniyorlar. Süratli oluşumu, rakibimin üzerine çekinmeden, korkmadan, cesaretle gidişimi beğendiklerini söylüyorlar.

Soruyu tersine çevirirsek, hocalarının geliştirmeni istediği yönler neler? Bunları gidermek için neler yapıyorsun?

Geçtiğimiz sezon Ziya Doğan Hocam yarım sezon boyunca her idmandan sonra sağ ayağımı çalıştırdı ve bu konuda büyük bir ilerleme kaydettiğimi söyleyebilirim. Aynı şekilde kafa toplarındaki eksikliğim üzerinde de durdu ama ben hâlâ bu konuda kendimi zayıf hissediyorum. Altyapıda olduğum dönemde kafayla güzel goller atardım ama Süper Lig seviyesinde kafa toplarında çok eksik olduğumu görüyorum. Bunun için antrenmanlardan sonra sürekli çalışıyorum ama hâlâ istediğim seviyeye gelemedim.

Konyaspor’un yaz okuluna 350 öğrenciyle başladığınızı ve sonunda sadece senin seçilebildiğini söylemiştin. Sonraki süreçte de birlikte eğitim aldığın bir çok oyuncudan çok daha farklı bir yerde, Süper Lig’e geldin. Bunu başarabilmeyi hangi özelliklerine borçlu olduğunu düşünüyorsun?

Samimi olmam gerekirse benim futbolun dışında bir arkadaş çevrem yok. Vaktimin büyük bölümünü futbol sahasında, geri kalanını ise ailemle geçiriyorum. Futbol için yaşıyorum diyebilirim. Beslenmeme, dinlenmeme çok dikkat ediyorum. Bence bir başarı varsa, futbol için yaşamamdan kaynaklanıyor. Bunların dışında yetenekleriniz ve çalışmanız çok önemli. Ayrıca futbolculuk karakteriniz de ilerlemenizde büyük rol oynuyor. Hocalarınıza karşı saygınız, duruşunuz, ne zaman nerede konuşup nerede susacağınızı bilmeniz futbolda çok önemli etkenler. Mesela oynadığınız zamanla oynamadığınız zaman arasında hocalarınıza tavrınızda, hareketlerinizde bir değişiklik varsa bu sizin açınızdan hiç de olumlu bir puan değil. Ne olursa olsun, oynasanız da oynamasanız da aynı adam olmayı sürdürmeniz gerekiyor. Her zaman daha çok çalışmanız ve karakterinizi bozmamanız lâzım.

Süper Lig’in piyasası inanılmaz

Geçtiğimiz sezonun gelecek vaat eden oyuncularından biri olarak transfer teklifleri aldın mı?

Gerçekten beklediğimden çok daha fazla teklif aldım. Süper Lig’in bambaşka bir ortam olduğunu da zaten o zaman iyice anladım. PAF Ligi’nde veya Banka Asya 1. Lig’de oynarken de duyuyordum ama insan içinde yaşadığı zaman daha iyi idrak ediyor. Süper Lig’in piyasası inanılmaz. Hiç beklemediğim takımlardan harika teklifler aldım. Ama teknik direktörümüz ve başkanımız Konyaspor’da kalmamın daha uygun olduğunu düşündükleri için kaldım. Beni isteyen takımlar arasında Antalyaspor, Büyükşehir Belediyespor ve Kayserispor vardı. Bu arada üç büyük takımın transfer haberlerinde de adım geçiyordu.

Senin açından iyi bir sezon geçmiş olsa da küme düşmek gibi bir oyuncunun başına gelebilecek en kötü olaylardan birisiyle de karşılaştın. Bu durum nasıl etkiledi seni?

Yaşımın da küçük olması nedeniyle maçlara hep sonradan girdim. Ya yenik durumdaydık ya da oyun berabere gidiyordu. Yani hiç bir zaman kafam rahat olarak sahaya çıkamadım. Üzerimde hep bir çekingenlik vardı. Ama bu sezon o çekingenliği atlattığımı düşünüyorum. Küme düşmeye gelince, ben iki kat fazla üzüntü yaşıyorum. Çünkü küme düşen sadece oynadığım takım değil, aynı zamanda benim şehrimin takımı. Bu da daha büyük bir acı veriyor insana. Ama en azından kadromuzu fazla bozmadık. Herkes birbirini tanıyor ve bu sezon yeniden geri dönebiliriz. Bir de Konya gibi büyük bir şehrin takımı sürekli inip-çıkan bir takım olmaktan kurtulmalı. İnsan bu nedenle de küme düşmeyi kaldıramıyor. Bu durumu kendime yediremedim ve bir hafta uyuyamadım.

Konyaspor’da geçen sezon çok sayıda yabancı oyuncu forma giydi. Birileri gitti, birileri geldi… Ve senin gibi yetenekli bir oyuncu uzun süre oynama fırsatı bulamadı. Sen kendisine forma arayan genç bir oyuncu olarak kulüplerin yabancı tercihlerini nasıl değerlendiriyorsun?

Yabancılara ne yazık ki bir başka bakılıyor. Onlara daha fazla tolerans tanındığını gözlemledim. Kötü de oynasalar hocalar yabancı oyuncularda ısrar ediyor. Ellerinde daha iyi oyuncular olsa bile öncelik hep yabancılarda. Bu üzücü ama beni daha çok çalışmaya teşvik ediyor. Daha fazla hırs yapıyorum, hocamın gözüne daha fazla girmeye çalışıyorum. Ülkemizdeki yabancı kontenjanının da çok fazla olduğunu düşünüyorum. Bank Asya 1. Lig’deki 3 yabancı kontenjanı ise yeterli.

Ligimizde beğendiğin yabancı oyuncular var mı?

Alex gerçekten de çok büyük bir oyuncu. Onun dışında da aklıma başka isim gelmiyor.

Beğendiğin ve kendine örnek aldığın yerli oyuncular hangileri?

Arda Turan’ı ve Emre Belözoğlu’nu eskiden beri çok beğeniyorum. Emre abinin oyun bilgisi, asla pes etmemesi ve takımını sürekli ateşleyen hırsına, Arda abinin de tekniğine hayranım.

Umut vaat eden genç oyunculardan bir Süper Lig karması yapmanı isteseler kimlerin ismini yazardın?

Şu anda içinde yer aldığım U19 Genç Milli Takımı’nın oyuncularını seçerim.

Daveti duyduğumda ağladım

Genç Millî Takımlara ilk olarak ne zaman çağırıldığını ve bu davetin ardından neler hissettiğini hatırlıyor musun?

Daha önce kamplara hiç davet edilmemiştim. İki sene önce bir deplasman dönüşü, hiç beklemediğim bir dönemde kadroya alındığımı öğrendim ve sevinçten ağladım. Dünya Kupası finallerinde arkadaşlarımı seyrederken bir yandan onlarla gurur duyuyor, bir yandan da “Neden ben orada yokum?” diye içim içimi yiyordu. Bir turnuva için U18 Takımının kadrosuna çağrıldım ve Rusya’ya gittik. Takımda Konyalı olan Ömer Ali Şahiner dışında hiç kimseyi tanımıyordum ve kendimi yabancı gibi hissediyordum. Hatta ilk üç gün koridorda “Ben nereye geldim?” diye ağlamıştım. Turnuvadaki ikinci maçımızı Azerbaycan’la oynamıştık. O maçta bir gol atıp bir de asist yaptım. Bu benim Millî Takım’da yükselişim oldu. Arkadaşlarım yanıma gelip benimle konuşmaya başladı. Benim de sesim iyidir, onlara şarkılar söyledim. Sonrasında turnuva hiç bitmesin, ben de buradan hiç ayrılmayayım diye düşündüm. Tabii Millî Takım’a çağrılmam ailemi de çok şaşırtmıştı o dönemde. Çünkü sadece Konyaspor’un PAF takımında oynuyordum. Çok beklenen bir şey değildi. Ama sağ olsun hocalarımız gelip beni Konyaspor’un PAF maçında izlemiş.

Gelecekle ilgili nasıl hayaller kuruyorsun? Kariyer planlamanda neler var?

Her futbolcu Avrupa’da oynamayı ister. Ben de çok istiyorum. Herkes Real Madrid’i, Barcelona’yı ister belki ancak ben İngiltere Ligi’ni çok beğeniyorum. Orada oynanan futbolun kendi stilime daha uygun olduğunu düşünüyorum. Zaten bir Manchester United hayranıyım. Nani çok beğendiğim oyunculardan biri. Açıkçası İngiltere’de hangi takımda olsa oynarım.

Türkiye’de oynamak istediğin bir takım var mı?

Ülkemizde her oyuncu dört büyük takımda oynamak istediğini söylüyor. Ama bence en doğrusu oynayabileceğin takıma gitmek.

Arkadaşların arasında nasıl bir insan olarak tanınıyorsun?

İnsan çevresini kendi karakteriyle belirliyor. Eğer siz iyi bir insansanız, Allah da sizin karşınıza öyle arkadaşlar çıkartıyor. Benim arkadaşlarım da ahlâklı, düzgün, aile terbiyesi almış insanlar. Beni gerçekten çok seviyorlar. Neşeli, esprili bir insanım. Şakalar, taklitler yaparak arkadaşlarımı güldürürüm. Şarkılar söylerim. Olaylara olgunlukla bakmasını, gerektiğinde alttan almasını bilirim.

Futbolun dışında neler yaparsın, hobilerin neler?

Dediğim gibi şarkı söylerken bambaşka bir insan oluyorum, üzerimde bir çekingenlik kalmıyor. Türk Sanat Müziği şarkıları söylerim. Duygusal kitaplar okurum. Babamla playstation oynuyorum. O da alıştı artık, yeni öğrenmesine rağmen bazen beni yenebiliyor.


Kaynak :www.tff.org Resmi siteden Al?nt?d?r

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*