Koray Altınay: “Hayallerimin ötesindeyim”

Yola geç çıkan ama çok çabuk mesafe alan bir oyuncu var karşımızda. Profesyonellikle 20 yaşında tanışan, Bayern Münih tezgâhından geçen, Almanya’da 3. Lig’de oynayacağını zannederken kendisini Çaykur Rizespor’da ve akabinde A Millî Takım’da bulan bir oyuncu… “Türkiye’ye gelirken ancak önümüzdeki sezondan itibaren oynayabileceğimi düşünüyordum. Şimdi hayallerimin ötesindeyim” sözleriyle bu hızlı yükselişi özetleyen genç sağ bek adeta bir peri masalı yaşıyor.

Röportaj: Mazlum Uluç

Bu sezon Süper Lig’e gelen gurbetçi oyuncular arasında en istikrarlılardan birisin. Futbola ne zaman ve nasıl başladın?

Benim için başlangıçta futboldan önce okul geliyordu açıkçası. Çok iyi bir öğrenciydim ve futboldan fazla okula konsantre olmuştum. Bir yandan futbol da oynuyordum ama babam, “Eğer ders notlarında düşme olursa seni futboldan alırım” demişti bana. Bu nedenle ağırlık okuldaydı. 2011 yılında Almanya’da en üst düzeydeki lise eğitimini bitirdim. Bu nedenle başlangıçta futbola fazla ağırlık veremedim. 20 yaşına kadar sadece haftada üç antrenman yapılan bir amatör takımda oynadım.

Liseyi bitirdikten sonra futbolcu olmaya karar verdin yani…

Liseyi bitirmeden 1 yıl önce Bayern Münih’in ikinci takımına imzayı atmıştım ama onlar da bana “Okulunu bitirdikten sonra gel oyna” dediler.

Ailen neden önceliği okula vermeni istemişti?

Babam futbolda sakatlıkların yaşanabileceğini, küçük bir terslikte futbol hayatımın bitebileceğini düşünüyor ve bu nedenle önceliği eğitime vermemi istiyordu. Annem de “Oğlum önce okulunu bitir, sonra ne istersen yaparsın” düşüncesindeydi.

Söz ailenden açılmışken, bize biraz onlardan söz eder misin? Almanya’ya ne zaman ve nereden göç etmişler? Annen, baban ne iş yapıyor?

Babam Kütahyalı. 5 yaşındayken dedemle birlikte Almanya’ya gitmiş. Annem ise İstanbullu. O da 12 yaşında gitmiş Almanya’ya. Orada tanışıp evlenmişler. Babam kepçe operatörü. Annem de dedemin benzin istasyonunda çalışıyor. İki kardeşiz. Bir ağabeyim var. Aslında benden daha yetenekliydi, sol ayaklıydı ama dizinden bir sakatlık geçirince futbolu bırakmak zorunda kaldı. Ben onun sayesinde futbolla tanışmıştım.

Beni Bayern’e Mehmet Scholl aldı

Almanya’daki kariyerinin başında parlak bir çıkış var aslında. Bayern Münih’in ikinci takımına transfer oluyorsun. Bize o transferi anlatır mısın?

Ağırlığı okula verdiğim dönemde SC Fürstenfeldbruck takımında forvet oynuyordum. O dönemde sağ açıktım. İyi bir performans göstermiş ve çok sayıda gol atmıştım. Bayern Münih beni izlemiş ve beğenmiş. O sırada Bayern Münih’in ikinci takımının başında Mehmet Scholl vardı ve beni isteyen de o olmuştu. İlk antrenmana çıktığımda “Tamam, seni alıyoruz” dediler. Bayern’e imzayı attım ama dediğim gibi 1 yıl sonra takıma katıldım.

Bayern Münih günlerinde neler yaşadın? İkinci takımda da olsan Almanya’nın en büyük kulübüne gittin sonuçta… Orada aldığın eğitimin özelliklerinden söz eder misin?

Okulu bitirdikten üç gün sonra Bayern’le idmanlara çıkmaya başladım. Her gün antrenman yapıyorduk ve bu benim için yepyeni bir şeydi. Böyle bir tempoya alışık değildim. 20 yaşında ilk kez profesyonel anlamda antrenman yapmaya başlamıştım. Başlangıçta her şey çok zor oldu benim için. Her tarafım ağrıyordu. Ağır idman temposu nedeniyle sakatlandım hatta. Bir yandan da gelir gelmez oynayacağım sanıyordum. Çünkü Fürstenfeldbruck’ta buna alışmıştım. Ama sezon başladığında maç kadrosuna bile giremedim. Sonrasında bir de sakatlık yaşadım ve devre arasına kadar hiç oynayamadım. Bayern’de yaşadığım asıl problem ise A takımdan bazı oyuncuların ikinci takıma indirilmesiydi. Onlardan biri olan Takashi Usami de benim mevkiimde oynadı. Ama devre arası dönemde çok iyi çalıştım, hoca da bana şans verdi ve oynamaya başladım. Son 15 maçta forma şansı buldum. En önemli maçımı ise Münih derbisinde 1860’a karşı oynadım ve bir de gol attım. Sezon sonunda Bayern’le sözleşmem sona eriyordu. Beni 1860 Münih karşısında izleyen ve beğenen Jahn Regensburg takımından gelen teklifi kabul edip oraya transfer oldum.

Bayern’de kendine bir gelecek görmedin mi? Oradan ayrılmak senin için zor olmadı mı?

Doğrusunu söylemek gerekirse Bayern’de kendimi gösterememiştim ve artık orada bir geleceğim kalmamıştı. Bayern’den ayrılmayı bir şanssızlık olarak görmedim. Tam tersine Regensburg’un teklifi benim için önemli bir şanstı. O sezon 2. Lig’e çıkmışlardı ve beni de gerçekten çok istiyorlardı. Ben de kendimi geliştirip gösterebileceğim ve sürekli oynayabileceğim bir takıma gitmiş olacaktım. Ragensburg doğru bir tercih olarak görünüyordu benim açımdan.

Futbolu bırakmayı düşündüm

Ragensburg’da neler yaşadın peki? Orada umduğunu bulabildin mi?

Orada her şeyi yaşadım (gülüyor). Başlangıçta hocayla hiç anlaşamadım. Hazırlık döneminde iyi bir performans göstermiştim aslında. Takım arkadaşlarımın hepsi Bayern’den de geldiğim için bana güveniyor ve hazırlık maçlarındaki performansımdan övgüyle söz ediyordu. Ama takımın teknik direktörü Oscar Corrochano beni hiç sevmedi ve A2 takımına gönderdi. 6. Lig’de oynamak zorunda kaldım. Benim için zor günlerdi. Takımdaki diğer oyunculara bakıyordum ve 6. Lig’de oynamanın benim için haksızlık olduğunu düşünüyordum. Artık futbol oynamaktan hiçbir zevk almıyordum. Bırakmayı ve yeniden okula dönüp üniversiteye devam etmeyi düşünmeye başlamıştım. Ama bu defa şans bana yardım etti ve hocayı gönderdiler. Yerine Polonyalı Franciszek Smuda geldi. Smuda da gelir gelmez beni A takıma çıkardı. Onun döneminde ikinci maça ilk on birde çıktım. Hiç unutmuyorum, Kaiserslautern maçıydı. Bir süredir sağ açık değil ön libero oynuyordum ama Kaiserslautern maçı öncesinde sağ bekimiz sakatlanmıştı. Smuda bana “Sağ bek oynayabilir misin?” diye sordu, ben de oynayabileceğimi söyledim. O maçta 90 dakika sağ bek oynadım ve öyle de kaldım.

Çaykur Rizespor’a transferine gelirsek, Almanya’da alt liglerde oynayan bir oyuncu olarak seni nasıl keşfettiler?

Geçtiğimiz sezon Smuda’nın takımın başına gelmesinin ardından 2. Bundesliga’da sürekli oynayan bir oyuncu haline gelmiştim. 2. Lig’de 14 maça çıktım ve gerçekten de başarılı bir performans gösterdim. Takım 3. Lig’e düşse de ben oynadığım futbolla sivrilmiştim. Kulüple 1 yıllık sözleşmem daha vardı ve 3. Lig’de devam edeceğimi zannediyordum. Yaz tatili için Bulgaristan’a gittiğimde menajerim aradı ve “Süper Lig’den teklif var, oynar mısın?” diye sordu. Ailemle görüşüp, onlara danıştım. “Sen nasıl istiyorsan öyle yap” dediler. Bir yanda Süper Lig, bir yanda Almanya 3. Ligi… Elbette tercihimi Türkiye’den yana kullandım ve Çaykur Rizespor’a gelip kampa katıldım.

Çaykur Rizespor’da geçirdiğin kamp dönemi Almanya’daki tecrübelerinden farklı mıydı?

Almanya’da yaz dönemi kampları 5-6 gün sürer. O dönemde dağlara çıkıp sadece kros yaparsınız. Burada ise iki hafta kamp yaptık, üç gün izin kullandık, ardından iki hafta daha kamp yaptık. İmzayı İstanbul’da atmıştım, Rize’yi 1 aydan uzun bir süre sonra görebildim (gülüyor).

Galatasaray bambaşka bir takım

Çaykur Rizespor’da oynamaya başladıktan sonra Türk futbolunu da yakından tanıma fırsatı buldun. Almanya ile burada oynanan futbolun arasında temel farklar neler?

Almanya’da sadece 2. Lig’de oynadım. Süper Lig’deki kalite daha yüksek elbette. Burada Galatasaray’a ve Beşiktaş’a karşı oynadım ve onların ne kadar kaliteli takımlar olduğunu gördüm. Özellikle Galatasaray oyun temposu ve oyuncu kalitesiyle bambaşka bir takım. Fenerbahçe ile henüz oynamadığımız için onlar hakkında bir şey söyleyemiyorum.

Başlangıçta sağ açık oynuyordun, sonrasında ön liberoya geçtin ve son olarak sağ bekte görev yapıyorsun. Bu değişimin senin fiziksel özelliklerinle bir ilgisi var herhalde.

Evet. Ragensburg’daki hocam benim ön liberoda daha verimli olabileceğimi düşünmüştü. Çünkü fiziksel olarak savaşçı bir görüntüm var ve bunu değerlendirmek istemişti. Ancak Kaiserslautern maçında doğan boşlukta sağ bekte oynamam ve verimli olmam nedeniyle o bölgenin oyuncusu oldum artık.

Senin fiziğindeki bir oyuncunun bek oynamasının getirdiği zorluklar yok mu?

Var elbette. Çünkü sol açıklar genellikle ufak-tefek ve çabuk oyuncular. Ama hem mesafe bırakarak hem de fizik gücümü kullanarak bu dezavantajı kapatmaya çalışıyorum. Defansif açıdan bakıldığında ilk çıkışlarda biraz yavaş kalıyorum. Ama sonrasında yeterince süratliyim. İlk çıkışlarımı daha iyi hale getirmek için çalışmalarımı sürdürüyorum.

Rize’de olmak bir şans

Ligde henüz dakika kaçırmayan oynayan bir oyuncusun. Bu da fiziksel anlamda güçlü olmayı gerektiriyor. Bu konuda nelere dikkat ediyorsun?

Rize’de olmak bu açıdan önemli bir şans. Çünkü antrenman yapmak ve futbol oynamak dışında yapılacak fazla bir şey yok. Arada arkadaşlarımızla dışarı çıkıp yemeğimizi yiyoruz, sonra da gelip dinleniyoruz. İki kez yaylalara gittim ve çok beğendim. Profesyonel bir oyuncu açısından Rize’de yaşamak bir avantaj olarak değerlendirilebilir. Ben de bunun faydasını gördüğümü düşünüyorum.

Ligimizde beğendiğin sağ bekler kimler?

Fenerbahçeli Gökhan Gönül çok iyi bir oyuncu. Bir sağ bekin bütün özelliklerini taşıyor. Yabancı oyunculardan da Bosingwa öyle. Sanki başka bir âlemden gelmiş gibi oynuyor. Son derece soğukkanlı, topu da müthiş kullanıyor. Dünyada örnek aldığım sağ bek ise Barcelonalı Dani Alves.

Geçmişte sağ açık oynamanın avantajını da yaşıyor musun sağ bekte?

Elbette… Aslında eğer fiziksel olarak güçlüyseniz sağ bek oynamak daha avantajlı. Önünüzde büyük bir boşluk var ve markajsız olarak çıktığınız için o boşluğu istediğiniz gibi kullanabiliyorsunuz. Ama tabii dönüşleriniz ve çabukluğunuzun da iyi olması gerekiyor.

Çaykur Rizespor sezona çok iyi bir başlangıç yaptı ancak sonrasında bir düşüş yaşandı. Bunu neye bağlamak gerekiyor?

Çok fazla sakatlık yaşandı ve önemli oyuncularımızın bir kısmını kullanamadık. Bence tek sorunumuz bu. O oyuncuların da aramıza dönmesinden sonra sezon başındaki yüksek performansımızı yakalayacağımızdan kuşku duymuyorum.

Ligi nerede bitirmeyi hedefliyorsunuz?

Başlangıçtaki hedefimiz ligde kalıcı olabilmekti. Ama sezon başlayıp iyi maçlar çıkarmaya başlayınca ilk 8’in içinde yer almak gibi bir hedef konuldu önümüze. Kadromuza bakıldığında bunu da başarabiliriz diye düşünüyorum. Neden olmasın ki?

Rıza Çalımbay’ı daha önce çalıştığın diğer hocalardan farklı kılan özellikleri neler?

Rıza Hocayı çok seviyorum. Çünkü bana çok yardım etti ve banko oynatıyor. “Ben oynatmıyorum, sen kendin oynuyorsun” diyor ama ona çok teşekkür etmem lâzım. Rıza Hoca kimsenin ismine ya da kariyerine bakmayan, iyi gördüğüne forma veren bir teknik direktör.

Fenerbahçe maçındaki atmosferi çok merak ediyorum

Çok güzel bir stadınız ve iyi oyunculardan oluşan bir kadronuz var. Taraftarlarınızdan da yeterince destek aldığınızı düşünüyor musun?

Gerçekten de iyi bir stada sahibiz. Oradaki atmosfer rakipleri de korkutuyor. Taraftarımızdan da çok memnunuz. İç sahada harika bir atmosfer oluşturuyorlar. Henüz evimizde büyük takımlara karşı oynamadık. Bu nedenle Fenerbahçe ile yapacağımız maçtaki atmosferi çok merak ediyorum.

Şehre çıktığınızda taraftarlarla ilişkileriniz nasıl? Aranızda nasıl diyaloglar geçiyor?

Herkes bizi tanıyor ama yanımıza gelip imza isteyen veya fotoğraf çektirmek isteyen olmadı şimdiye kadar. Belki de böylesi daha iyidir. Ayaklarımız yerden kesilmez (gülüyor).

Çaykur Rizespor bizim gözlemlediğimiz kadarıyla çok profesyonelce yönetilen bir kulüp. Daha PTT 1. Lig’de oynarken UEFA Kulüp Lisansı’nı almışlardı. Bu yönetim tarzının oyunculara yansıması nasıl?

Türkiye’de diğer kulüplerdeki işleyişi bilmediğim için bu konuda net bir yorum yapamıyorum. Ama şunu söyleyebilirim; Bayern Münih’te bir futbolcu için ne yapılıyorsa, Çaykur Rizespor’da da o yapılıyor. Ben de bu standarda alıştığım için zaten böyle olması gerektiğini düşünüyorum.

Çaykur Rizespor’a gelirken Almanya’daki standartlarının üzerinde bir para kazandığını söyleyebiliriz. Ailene bu konuda destek sağlıyor musun?

Elbette. Aileme her ay düzenli olarak para gönderiyorum. Çünkü onlara borcumun büyük olduğunu düşünüyorum. Şimdi sıra aileme bir ev almaya geldi.

Coştun artık Koray!

Bu yıl ilk olarak A2 Millî Takımı’na çağırıldın, şimdi de A Millî Takım’dasın. Türkiye’ye gelirken kendine böyle hedefler çizmiş miydin? Bu kadar kısa sürede Millî Takım’a yükselmeyi umut ediyor muydun?

Hiç beklemiyordum açıkçası. Buraya gelirken ancak önümüzdeki sezondan itibaren oynayabileceğimi düşünüyordum. Ama Rıza Hocamla çok iyi anlaşıyorum ve bana her maçta şans veriyor. Şimdi hayallerimin ötesindeyim. A2 Millî Takımı’na çağrılmak benim için büyük bir hayaldi ama gerçekleşti. A Millî Takım’da olmak ise bana “Coştun artık Koray” dedirtiyor.

Peki hayallerinin ötesine geçmiş olmanı neye bağlıyorsun? Neleri doğru yaptın da bugün A Millî Takım kadrosundasın?

Önümdeki zorluklardan yılmadım. Ailemi Almanya’da bırakıp Rize’ye gelmek çok zordu benim için ama futbol oynamak için bu zorluğa göğüs gerdim. Rizespor’a geldikten sonra her gün çok sıkı biçimde çalıştım. Ayrıca sadece futbola konsantre oldum ve başka bir şey düşünmedim.

Ay-yıldızlı formayı giymek sana ne hissettiriyor?

Her şeyden önce ailem ve Almanya’daki yakınlarım benimle büyük bir gurur duyuyor. Bense müthiş bir heyecan hissediyorum.

Fatih Hoca saygı uyandırıyor

Burada Fatih Hocayla ilk kez çalışma fırsatı da buldun.

Fatih Hocayla daha önce tanışma fırsatımız olmamıştı. Onu sadece televizyonda görmüştüm. Son derecede saygı duyduğum bir teknik direktördü Fatih Hoca. Şimdi yakından tanıyınca daha da fazla saygı duymaya başladım. Zaten onu gördüğünüz zaman otomatik olarak böyle hissediyorsunuz.

Millî Takım kampındaki havayı nasıl buldun? İlk kez geliyorsun ve yeni insanlarla tanışıyorsun. Yabancılık çektin mi?

Hiç yabancılık çekmedim. Zaten daha önce Almanya’dan tanıdığım pek çok oyuncu var kampta. Tarık Çamdal Münih’ten de yakın arkadaşım. Keza Olcay Şahan da öyle. Zaten buradaki ortam da son derecede sıcak.

Gelecekle ilgili hedeflerin ve hayallerin neler?

Küçüklüğümden beri Galatasaray’ı tutuyorum. En büyük hayalim bir gün Galatasaray formasını giymek ve Millî Takım’ın da değişmez oyuncusu olmak.

Bir gün Almanya’ya dönüp orada oynamak gibi hedeflerin de var mı?

Hayır futbol hayatımı Türkiye’de sürdürmek istiyorum. Almanya’ya ise futbolu bıraktıktan sonra döneceğim. Futboldan sonraki hayatımı orada kurmak amacındayım. Çünkü Almanya’da alıştığım bir düzen var ve ben de hayatımı o düzen içinde sürdürmek istiyorum.

Burada alışamadığın şey ne?

Trafik! Rize’de trafik yok ama İstanbul’a geldiğim zaman korkunç bir trafikle karşılaşıyorum. İzinli olduğumda Adapazarı’ndaki babaannemin yanına gitmek için İstanbul’a geldiğimde trafik kaosunu görüyorum.

Rize’de en yakın arkadaşların kimler?

Benim gibi Almanya’dan gelen oyuncular var Rize’de. Kağan Söylemezoğlu ve Tevfik Köse benden önce Türkiye’ye geldikleri için buradaki hayatı daha iyi biliyor. İkisi de bana çok yardımcı oluyor.


Kaynak :www.tff.org Resmi siteden Alintidir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*