Taygun Erdem: “Sürpriz takım olacağız”

U19 Kadın Millî Takımımız, bu ay Antalya’da düzenlenecek Avrupa Şampiyonası finallerinde mücadele edecek. Tarihinde ilk kez böyle büyük bir organizasyonda yer alacak ekibimizin teknik direktörüyle Türkiye’deki kadın futbolunu, hazırlık aşamasında neler yapıldığını, turnuvadaki şansımızı ve oyuncuların durumunu konuştuk.

Röportaj: Mazlum Uluç

Futbol geçmişinizi kısaca hatırlayarak başlayalım isterseniz röportaja.

2 Ekim 1967 Bursa doğumluyum. 1977’de Bursaspor’un altyapısına başladım. 10 yıl altyapıda, 3 yıl da A takımda oynayarak 1988 yılında Fenerbahçe’ye transfer oldum. Tabii Bursa benim için çok şey ifade ediyor. Minik takımdan A takıma kadar kaldırmadığımız kupa kalmadı. Başarılı geçen yılların ardından Fenerbahçe’nin 103 golle şampiyon olan kadrosunda yer aldım. İstanbul’a gelmem benim için yeni bir çağın başlamasıydı. Tony Schumacher gibi 3 Dünya Kupası, 2 Avrupa Şampiyonası görmüş müthiş bir profesyonelle aynı takımda oynamanın avantajlarını yaşadım. Disiplinin ne olduğunu ondan öğrendim. Futbola bakış açım onun sayesinde değişti. Zaten kendime Alman ekolünü örnek almış bir oyuncuydum. Kendimi hep Kaltz’ın, Brehme’nin yerine koyardım. 21 yaşında Fenerbahçe’de, o futbolcuların arasında oynamak kolay değildi. Türkiye’nin en iyi oyuncularıyla oynamak bana çok şey kattı. Ancak ertesi sezon kötü geçince Fenerbahçe’den ayrılıp 5 yıl Karşıyaka’da oynadım. Karşıyaka’nın da bendeki yeri ayrıdır. Hatta oraya Türkiye’nin Rio’su diyorum. Yuvamı orada kurdum, kızım da orada dünyaya geldi. Aslen Elazığlıyım. 1995-96 sezonunda memleketimin takımına gittim ve çok güzel bir 1.5 sezon geçirdim. Rahmetli Erkan Kural Hocamla kader birliği yaptık. Sonrasında Kuşadası’nda oynadım. Orada bir lejyonerler kadrosu oluşmuştu fakat başarılı olamadık. En sonunda Beykoz’da 1 yıl daha oynayarak futbol hayatıma son verdim.

Aktif futbolculuğu bıraktıktan sonra da futboldan kopmadınız ve antrenörlüğe başladınız. Bu süreçte neler yaptığınızdan kısaca söz eder misiniz?

Bursa Uludağ Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümü mezunuyum. Futbolu bıraktıktan sonra Sultanbeyli Spor Kulübü’nden bir teklif aldım ve İstanbul Süper Amatör Küme’de antrenörlüğe başladım. Çeşitli kulüplerde çalıştım. Bu arada Ümraniye Atatürk Endüstri Meslek Lisesi’nde 9 yıl Beden Eğitimi Öğretmenliği yaptım. 2007’de rahmetli Gündüz Tekin Onay Hocamızı ziyarete gittiğimde, bana Van’daki Futbol Köyü Projesi’nin başına geçip geçmeyeceğimi sordu. Kabul ettim ve 2.5 ay Van’ın Gevaş ilçesindeki Futbol Köyü’nün sorumlusu olarak görev yaptım. Çok önemli bir tecrübeydi. Gündüz Hocam oradaki projenin iyi sonuçlandığını düşünmüş olmalı ki, beni yeni kurulan Grassroots biriminin başında görmek istediğini söyledi. 2008’in Mayıs ayında Bölge Eşgüdüm Yönetmeni olarak TFF’deki görevime başladım. Masa başı bir görevdi ama TFF gibi bir kurumun içine girmek beni çok sevindirdi. Grassroots’ta 5 yıldız alana kadar bir çok projede benim de katkım oldu. Daha sonra Organizasyon Yönetmenliğinde ve Eğitim Dairesi’nde eğitimci olarak çalıştım. Sonrasında Ersun Yanal Hocamızın, “Kadın futbolunda değişime gidiyoruz. Seni de U15-U17 takımlarımızda görmek istiyorum” demesiyle benim için yeniden saha içi çalışmaları başladı.

Kadın futbolu sizin için de bir yenilik olmalı değil mi?

Kurumda verilen görevi en iyi şekilde yaparsınız. Ben futbol oynarken de görev adamı oldum, şimdi de görev adamı olarak çalışmayı sürdürüyorum. Ersun Hoca bana bu teklifi yaptığında geri çevirme şansım olamazdı, seve seve kabul ettim. Başlangıçta çok fazla bilgim yoktu ama işin organizasyon tarafında bulunduğum için oyuncuları tanıyordum.

Saha içinde kadın ve erkek futbolu arasında nasıl farklar var?

Kadın futbolunda öğrenmeye çok hevesli, her gösterileni hevesle uygulayan ama çeşitli nedenlerle bunu sahaya çok iyi yansıtamayan bir grup var. Ligin kalitesinin yükselmesi, kadın futbolunun tabana yayılması ve oyuncu kalitesinin yükselmesiyle ülkemizde kadın futbolunun çok daha fazla gelişeceğini düşünüyorum. Ancak kulüplerdeki eğitimcilerin kendilerini geliştirmesi çok önemli. Çünkü bizim oyuncularla birlikte çalışma sürelerimiz çok kısıtlı. Biz 60-70 oyuncu içinden 4 takım oluşturmak durumundayız. Bu Avrupa Şampiyonası’nda ağırlıklı olarak 1993 ve 94’lü oyuncuları izleyeceksiniz ama bizim takımımızda 1995’li, 1996’lı oyuncular göreceksiniz. Çünkü 1993-94 grubundan bir takım oluşturmak kolay değil.

Türkiye’de kadın futbolunun bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kadın futbolunda bir yeniden yapılanma söz konusu. Kadın Futbol Müdürlüğümüz yeni kuruldu ve başında Erden Or Bey bulunuyor. Tolunay Kafkas Hocam bize müthiş destek veriyor. Ogün Temizkanoğlu gibi çok önemli bir ismin bu kadroya dâhil olması bu gelişimi daha da yukarıya taşıyacaktır. Her geçen gün kendimizi yeniliyoruz. Yakın bir dönemde İngiltere’ye gidip UEFA’nın kadın futboluyla ilgili bir çalışma grubuna katıldık. Onların bizden çok daha önde olduklarını gördük. 1.4 milyon kız çocuğuna futbol oynatıyorlar, 16 yaş altında 1400 takımları var, 6 lige sahipler. Bristol City’nin futbol akademisini gezdik, kadınlara özgü sahaları var. Biz henüz yapılanma ve tabana yayılma sürecindeyiz. Tesisleşme yok denecek kadar az. Hafta sonunda maç oynanan yerlerde bile daha bu sene iyileştirilmeye gidildi. Dediğim gibi her sene üzerine koyarak gideceğiz.

İlk kez katılacağımız ve ev sahipliğini yaptığımız Avrupa Şampiyonası finallerinin kadın futbolumuza neler kazandıracağını düşünüyorsunuz?

UEFA bize U17 veya U19’u teklif ettiğinde Ersun Hoca U19’u tercih etmişti. Organizasyonları düzenleme konusunda hiçbir sorun yaşamıyoruz. Avrupa’da gördüğümüz organizasyonlarla kıyasladığımızda bizim çok önde olduğumuzu ve çok ekstra şeyler yaptığımızı söyleyebilirim. Turnuvanın en önemli katkısı ülkemizde kadın futbolunun bilinirliğini artırması olacak. Burada elde edeceğimiz küçük bir başarı bile çok büyük sonuçlar doğuracak. Şükrü Saracoğlu Stadı’nı 40 binin üzerinde bayan doldurabiliyorsa demek ki kadınlarımızın içinde büyük bir futbol sevgisi var. Bu sevgi ve ilginin tabana yayılmasında U19 Avrupa Şampiyonası’nın önemli bir araç olacağını düşünüyorum. Futbol Eğitim Merkezleri ve önümüzdeki sene başlayacak 13 yaş ligiyle oyuncu havuzumuzu genişleterek yukarıya daha çok sayıda kaliteli oyuncu taşıyabiliriz.

Turnuvaya hazırlık sürecinde neler yaptınız? Kuban Turnuvası’nda oynanan futbol ve alınan sonuç Avrupa Şampiyonası finalleri için size neler düşündürüyor?

Turnuva için bizim de bir hedefimiz var. Hazırlıklarımıza 2011’in Aralık ayında seçmelerle başladık. Rusya ile hazırlık maçları oynadık, ardından Kuban Turnuvası’na katıldık. Kore ve Çin gibi kadın futbolunda söz sahibi ülkelerin katıldığı turnuvada üçüncülüğü elde ettik. 25 gol atarken, 10 gol yedik. Kadın futbolunda özgüven çok önemli ve bu sonuçlar oyuncularımızın özgüvenini zirveye çıkardı. En son Macaristan’la deplasmanda oynadığımız iki maçı da kazandık. Her attığımız gol, sahada uygulamak istediklerimizin giderek daha iyi bir şekilde yapılması bizi umutlandırıyor. Şu anda A Millî Takımın başında bulunan Nur Mustafa Gülen Hocamızın da U19 Takımımızın bugünkü noktaya gelmesinde payı büyük. Biz de üzerine ekliyoruz. Saha içinde ve dışında gıpta edilecek bir birlik-beraberliğimiz var. Kızlarımız savunma ve hücum prensiplerini gayet iyi uyguluyor. En büyük eksikliğimiz ligimizin kalitesindeki sıkıntı. Ligimizin bir sponsoru yok. Takımlarımızın bir kısmı belediyelerin desteğiyle ayakta kalabiliyor. Yine de her gün üstüne koyan bir gelişme gösteriyoruz. Oyuncularımıza sorduğumda hepsi, “Şampiyonluğu hedefliyoruz” diyor. Elbette, neden olmasın? Ama biz haddimizi bilerek oynayacağız. Kadın futbolu geçmişleri çok eski yıllara dayanan ülkeler fizik, teknik ve taktik açıdan bizden bir adım öndeler. Ama biz de hiç kimseden çekinmiyoruz. Bizim de belli bir gücümüz var. Turnuvanın sürpriz takımı olacağımızı düşünüyorum. Çünkü öbür takımları biliyorlar, biz ise kapalı bir kutuyuz.

Romanya, Portekiz ve Danimarka’nın bulunduğu gruptaki şansımızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Romanya ve Portekiz de bizim gibi finallerde ilk kez boy gösterecek.

Romanya ile Kuban Turnuvası’nda karşılaştık ve 3-0 yendik. Üstelik maç 1-0’ken 10 kişi kaldık ama sonrasında iki gol daha atarak net bir galibiyet elde ettik. Bu da bize büyük bir özgüven kazandırdı. Şimdi Romanya ile aynı gruba düşünce kızlarımız, “Neden bu gruptan çıkmayalım, neden bir yarı final oynamayalım” demeye başladı. Portekiz ise turnuvaya katılarak büyük bir başarı elde etti. Onların bütün maç CD’lerini izledik, oyuncularımıza gönderdik ve onların da turnuva öncesinde daha kampa girmeden rakiplerini yakından tanımalarını sağladık. Kamp boyunca da bu CD’leri birlikte izleyerek analizlerimizi yaptık. Portekiz’den de çekinmiyoruz ama haddimizi biliyoruz. Danimarka ile U17 düzeyinde oynadık. Çok sistemli bir takım. Kadın futbolu potansiyelleri ve ligleri çok üst düzeyde. Avrupa’da söz sahibi bir ekipleri var. Biz etap etap gitmek istiyoruz ve ilk düşüncemiz Portekiz karşılaşmasını kazanmak. Son maçımızı ise Romanya ile oynayacağız. Portekiz maçından galip ayrılırsak, Romanya karşılaşması bizim açımızdan grubun finali gibi olacak. O maçı da kazanarak yarı finale yükselmeyi hesaplıyoruz. Bu arada İngiltere, İspanya ve İsveç’in Sırbistan’la birlikte yer aldığı diğer grubun çok zorlu olduğunu da vurgulamak gerek. Buradan Abdullah Avcı Hocama da böyle bir kura çektiği için teşekkür etmek istiyorum.

Takımımızın avantaj ve dezavantajları neler?

2011 Aralık ayında ilk seçmemizi yaptığımızda 35 kişilik bir kadro belirlemiştik. Dört etaptan oluşan hazırlık dönemi bizim açımızdan harika geçti. Tolunay Hocaya, Millî Takımlar Departmanı’na ve Yönetim Kurulumuza çok teşekkür ediyorum. Bizim en önemli problemimiz, lig kalitemizin çok yüksek olmaması. Baktığınız zaman oyuncularımızı 2-3 iyi takımdan seçiyoruz ama bu oyuncular ligdeki rekabetin düşüklüğü nedeniyle yeterince zorlu bir süreçten geçemiyor. Çok yetenekli oyunculara sahibiz ancak tek başına yetenek yeterli değil. Fiziksel olarak da üst düzeyde olmanız lâzım. Kafamdaki en büyük soru işareti, fiziksel olarak ne kadar mücadele edebileceğimiz. Oyunun savunma tarafında biraz daha iyi şeyler yapmamız gerekiyor. Hücumda ise hiç bir sıkıntımız yok. Kuban Turnuvası’nda attığımız 25 gol de bunu bize gösteriyor. Savunma ve hücum prensiplerini sahaya tam olarak yansıtmamız gerekiyor ancak bunlar oyuncuların takımlarında tam anlamıyla işlenen konular değil. Bunun için kulüplere çok iş düşüyor. Kızlarımız tesis ve materyal sorunları yaşıyor. Bir yandan da ev işleriyle uğraşıyorlar. Ayrıca buluğ çağındalar ve üniversiteye giriş yaşındalar. Bunları da aşmak için bir mentörümüz var. Arzu Alkan’ın bu konularda bize çok yardımcı olacağını düşünüyorum. Bu handikapları birbirine çok inanan ve güvenen oyuncularımızla aşabileceğimizi ve büyük bir bölümünü de aştığımızı düşünüyorum. Şu anda hepsi son derece heyecanlı ve hevesli. Bu da bize şampiyona için umut veriyor.

Şampiyonanın atmosferini kaldıracak lider oyunculara sahip miyiz peki?

Evet. Yurt dışından gelen oyuncularımız son derece kaliteli ve tecrübeli. İsveç’ten gelen Leyla Güngör çok özellikli bir oyuncu. Hem santrfor hem orta sahanın merkezinde oynayabiliyor. İsveç’in futbol kültürünü ve disiplinini almış, çok akıllı ve lider vasıflı bir oyuncu. Almanya’da oynayan Sibel Tezkan var. Babası profesör, kendisi de çok akıllı, zeki ve derslerinde başarılı bir oyuncu. Stoper oynuyor ve savunma yönünde takımımıza çok şey katacak. Yine Almanya’dan sol açık Deniz Kuyucaklıoğlu çok yetenekli bir oyuncu. Kanada ve ABD’de oynayan orta saha merkez oyuncularımızdan Melisa Dilber Ertürk son derece disiplinli ve futbolu enine boyuna çok iyi oynayan bir oyuncumuz. Bu oyuncularımız kadronun iskeletini oluşturacak. Fiziksel olarak da üst düzeyde bulundukları için takımımızı ayakta tutacak oyuncular olacaklar. Filiz İşikırık reaksiyon süresi anormal bir oyuncu. Turnuvanın sürpriz ismi olabilir. Hiç kimsenin böyle bir oyuncudan haberdar olduğunu düşünmüyorum. 10 metre geriden gelip rakibinin 5 metre önüne geçebilen patlayıcı bir sürate sahip. Ebru Topçu 1996 doğumlu. Belki turnuvada 1996 doğumlu başka bir oyuncu görmeyeceksiniz. Onun için Türk kadın futbolunun Sergen Yalçın’ı diyebilirim. Oyunu taktik ve teknik açıdan mükemmel oynayabiliyor. Tek endişem çok güçlü olan 1993’lü oyuncular arasında fiziksel olarak ne yapabileceği. Ama ben zekâsıyla bu dezavantajının üstesinden geleceğini düşünüyorum. Elif Deniz, Fatoş Yıldırım, Seda Karataş, Mevre Aladağ, Sevgi Çınar, Aybüke Arslan, Seda Akgöz, Gökçem Can çok özellikli oyuncular. Tek soru işareti var, fiziksel olarak ne kadar ayakta kalabileceğimiz. Ancak bu konuda da bir umudum var. Geçmişte turnuvalara gittiğimizde son bölümlerde hep fiziksel olarak aşağıya bir gidiş olurdu. Ama Kuban’da bunu yendiğimizi düşünüyorum. Son maçımızı üçüncülük için oynadık ve 10 kişi kalmamıza rağmen Romanya’yı 3-0 yenmeyi başardık. Bu gelişme de umudumuzu artırıyor.

Turnuvada favori olarak hangi takımı görüyorsunuz?

Favoriler diğer grupta yer alan İspanya, İsveç ve İngiltere gibi görünüyor. Diğer grup gerçekten de final grubu gibi… Ama biz de Portekiz maçını alırsak gruptan çıkabiliriz. Ben takım içinde rekabete çok önem veriyorum. Her mevkide iki iyi oyuncumuz olmasını istiyorum ve onlara, “Birbirinizi yukarıya çekin” diyorum. Futbol hata oyunu, kadın futbolu da çok hata yapmaya elverişli. Ama bu hatalarda takılmayacağız ve birbirimizi destekleyeceğiz. Bizim olağanüstü moral motivasyona ihtiyacımız var. Takım içerisinde bunu biraz yerleştirdiğimizi düşünüyorum. İletişim bizim için çok önemli. Oyun disiplininde iletişimin rolü çok mühim. Bunu da sağladık. İnşallah bu da bize başarıyı getirecek.


Kaynak :www.tff.org Resmi siteden Alintidir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*